Kadının Kurtuluşu – Ezgi Nesanır

5 Mart 2013 Salı 10:32:39

Çalışma koşullarının daha iyi bir çizgiye çekilmesi talebi ile binler olup, greve başlamalarını takiben, büyük oranını kadınların oluşturduğu 129 işçinin diri diri yanarak öldüğü günü; 8 Mart ı selamlarken, bu günün; ait oldukları sınıfın ve kadın olmanın getirdiği çifte ezilmişlikle mücadele etmek durumunda kalan kadınların yaşadıklarını –bir kez daha- hatırlatan ve mücadelenin nasıl şekillenmesi gerektiğine vurgu yapan bir gün olduğunu bilmeliyiz.


Kapitalist üretim biçiminin egemen olduğu ve bu egemenliğin feodal unsurların kalıntıları ile etkenliğini sürdürdüğü ülkemizde kadına biçilen rol; modern köleliktir. Ev içine hapsolmuş; işçi sınıfının faal olarak işgücüne katıl(a)mayan kadınları, hanenin çalışan kişilerini gün be gün yeniden işgüçlerini satacak duruma getirmekle görevlendirilmişlerdir. Kadının bu görünmeyen emeğine karşılık aldığı ise hiçbir şeydir. Bu emeğin lafı bile edilmez. Kadını adından da belli olduğu üzere, bir ‘birey’ olarak değil, bir ‘ana’ olarak tanımlama görevini üstlenmiş; Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın bir projesi olan ‘Enerji Hanım’ı incelediğimizde, kadının kaderinin nasıl çizilmiş olduğunu görürüz. Üretimden payını alamayan, bir ekonomik bağımsızlığı olmayan, çamaşır, bulaşık yıkayıp, ütü yapan kadın…

Dört duvar arasına sıkıştırılarak fiziksel ve ruhsal anlamda yıpranan kadın, çalışma yaşamına adım attığında da, sömürü tam gaz devam etmektedir. Türkiye’nin hazırladığı AB İlerleme Raporu’na (2002-2012 yıllarını kapsayan) baktığımızda, kadın istihdamının on yıllık süreçte % 1,5 gibi komik bir rakamla artışına tanık oluyoruz. Yüzde 24 lük bir kadın istihdamı ile düşük ücretli, sigortasız, kısmi zamanlı, belirli süreli çalışmalarla emeğinin karşılığını alamayan kadın, doğum yapmak, evlenmek gibi insani gelişmeleri vuku bulduğunda, çoğu zaman işten atılmayla yüz yüze gelmektedir. Karnı burnundayken nöbet tutmak zorunda bırakılan, bebeklerini besleyecekleri emzirme odalarından, çocuklarını bırakabilecekleri kreş olanaklarından yoksun olan kadın, ola ki bir yanlışlık yapıp(!) mühendis olmuşsa vay haline… “Erkek Mühendis Aranıyor” bağırtılı iş ilanlarının çokluğu arasında bir iş bulup da, saha alanında işini sürdürmek isteyen kadın mühendisin -işi yapabilirliğini göstermek için- çuval taşımak zorunda bırakılması içten bile değildir. Tüm bunlar yetmezmiş gibi bir de patronlarının, ustabaşlarının sözlü hakaretlerine, tacizine maruz kalmaktadır, kadın.

**
Neo-liberal - muhafazakâr politikaların yürütücüsü AKP döneminde, kadına yönelik taciz-tecavüz-şiddet sayısı hızla yükseldi. Öyle ki, 2002-2009 yılları arasında kadın cinayetleri oranı yüzde 1400 oranında artış gösterirken, 2012 yılında 165 kadın cinayete kurban gitmiş, 150 kadın tecavüze, 137 kadınsa tacize maruz kalmışlardır. Gerçek rakamların tam olarak yansı(tıl)mamasını göz önünde bulundurmayı ihmal etmeden, yeni girdiğimiz 2013 yılının Ocak ayına baktığımızdaysa, 18 kadının katledilmesi, 11 kadının tecavüze uğraması haberleriyle sarsılıyoruz. Bu haberlere her gün bir yenisi eklenirken, ‘adliye önünde boşanma dilekçesi yazma anında öldürülen kadın’ örneklerinin var olduğu bir ülkede yaşamadığını varsayan HSYK, ‘aile bütünlüğünün sağlanması ve yargı yükünün hafiflemesi’ gerekçeleriyle ‘şikâyet yoksa ceza da yok’ mantığıyla adeta şiddete, cinayete davetiye çıkartmaktadır. Tüm bu caydırmalara, zulümlere karşı suçluların cezalandırılmaları için susmayı reddeden kadın, seneler süren adalet arama eziyetine ek olarak, tecavüze ‘rıza’sı olduğu gerekçe gösterilerek, tecavüzcülerinin alt sınırdan ceza almaları sonucuyla karşı karşıya kalır.

Hak aramayı bırakın, hak kelimesinin manasını bile öğrenemeden, evlenmeye mecbur edilmiş kadınlar; çocuk gelinlerin yüz yüze geldikleriyse, yetişkin hemcinslerinin yaşadıklarının beterliliğinden daha az değildir. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin geçtiğimiz yılın sonlarında yayınladığı, “Erken Yaşta Yapılan Evlilikler” raporunda, çocuk gelinlerin % 72 sinin rızası olmadan, % 20 ye yakınınınsa regl olmadan evlendirildiği sonucunu görüyoruz. Çocukluklarını; kadınlıklarını; insanlıklarını bilemeden anne olan kadınlara, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘dindar ve kindar nesil yetiştirme projesi’nin 4+4+4 ayağına ek olarak, en az üç çocuk doğurma vasfı yüklenmiştir. Bedenlerinin dinlenmesine fırsat bile verilmeden ardı ardına çocuk dünyaya getiren kadınların, onca emek sonucu kazanılmış olan kürtaj hakkına da göz dikilmiştir. ‘Yasaklanamaz bir hak’ olan kürtajın cinayet olduğunun açıklanması ile kadınların gür çıkan sesine karşılık geri adım atmak zorunda kalan hükümet bilmez midir ki parası olan, büyütmeye ‘hazır olmadığı’ bir bebeği dünyaya getirmeme olanaklarına her daim erişecektir. Ama düşük ücretlerle, esnek-güvencesiz bir şekilde çalışmak zorunda kalarak gününü nasıl kurtaracağının derdine düşen emekçi kesim kadınları, canı pahasına merdiven altı yollara başvurmak zorunda kalacaktır. ‘Cinayet’ in sözlük anlamına -tarih ışığında- bakması gereken hükümet yetkilileri, aylar boyunca süregelen tecavüzün sonucu olan bebeği doğurmak zorunda bırakılmış N.Y. ye ,“Bebeğine devlet bakar’ diyerek kadına dönük eziyette çığır açmışlardır.
***

Kadına yönelik baskı, zulüm soluksuz devam ederken, ülkemizin her yanına yayılmış öfke olanca gücüyle haykırışa dönüşürken bizler, ‘kadının yalnızca kadın olduğu için ezildiği’ eksik tespitinden uzakta kalarak, var olagelmiş ve sürmekte olan toplum sistemlerinden (Köleci-Feodal-Kapitalist) dolayı da kadının ezildiğini unutmadan, kadının kurtuluş yolunun; diyalektik bütünsellikten uzak, kimlik siyasetinin dar kalıpları arasına sıkışmış, küçük, ayrık kadın grupları ile değil, devrimci bir mücadele hattında -politik olanı kadın merkezli tanımlamadan-  sınıf perspektifli bir yaklaşımla açılacağını bilmeliyiz.

Yine bilmeliyiz ki kadının kurtuluşu, kanun çıkartılarak, var olmasından dolayı Ümit Boyner’ler gibilerin ‘varlık’larını sürdürdükleri kapitalizmin muktedirliğine(!) el sürülmeden, düzen içinde bir takım iyileştirmeler yapılarak gerçekleşmeyecektir.

Bizler, hariçten gazel okuyanlarla el ele olmayı reddedip, kavgada omuz omuza sağlam adımlarla ilerlerken, köklü nedenlere dayanan sorunların ancak köklü yollar ile çözüleceğine dair inancımızdan bir an olsun vazgeçmemeliyiz.


Yazarlar:Ezgi Nesanır

Diğer Haberler

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome