Venezüela: Devrim Asıl Şimdi Başlıyor! - Daniel Chavez

13 Mart 2013 Çarşamba 10:03:10

Daniel Chavez, Latin Amerika siyaseti ile toplumsal ve siyasal hareketler konusunda uzmanlaşmış Uruguaylı bir antropologdur. TNI’nin yeni siyasal yönelimler bölümünde çalışmalar yürütüyor.


Venezüela: Devrim Asıl Şimdi Başlıyor! - Daniel Chavez

Devrim, bireysel bir çaba değildir; tanımı itibariyle kolektif bir süreçtir. Buradan yola çıkarak Hugo Chávez’in toplumsal ve siyasal meşruiyeti nedeniyle Bolivar Devriminin öncüsü konumuna geldiği söylenebilir. Chávez’in ölümü ile birlikte Bolivar Devrimi çok önemli bir sınavdan geçecek.

Hugo Chávez, en sevdiği iki ismin, Simón Bolivar ve Che Guevara’nın, izinden giderek Latin Amerika tarihine geçti. Chávez’in bulunduğu yer Venezüela’daki yoksullar ile bütün dünyadan gelecek solcuların buluşma noktası haline gelecek. Chávez, İspanya’daki El Cid gibi, ölümünden sonra bile etkili olmaya devam edecek; Venezüela’da önümüzdeki dönemde yapılacak seçimin asıl galibi o olacak. Ancak, bütün bu olumlu etmenlere rağmen Bolivar devriminin gelecekte devam edeceğinin garantisinin olmadığı unutulmamalıdır.

Milyonlarca Venezüelalı ile Latin Amerika genelindeki pek çok insanın öncesinde tanımadıkları bu karizmatik askeri komutanın kendilerine daha iyi bir gelecek sağlayacağına nasıl bu kadar güvendiklerini ve ölümünün ardından neden çok yakın arkadaşlarını kaybetmiş gibi yas tuttuklarını anlamak için farklı ideolojik bakış açılarına sahip yorumcuların Chávez hakkında yazdıklarına bakmakta fayda var.

Yoksullukla Mücadele
Milyonlarca Venezüelalının yaşam koşullarının Chávez sayesinde iyileşmesi süreci 1999 yılında başladı. Bugün Venezüela’da yerel ekonomi çok istikrarlı değil, enflasyon yüksek, suç oranları inanılmaz boyutta, şeker gibi pek çok temel besin maddesinin temininde aksaklıklar yaşanıyor ve elektrik enerjisi kaynakları yetersiz kalıyor olabilir; fakat diğer taraftan yoksulluk oranının son yirmi yıldır sürekli düşüşte olduğu da bir gerçektir. Yoksulluk 1996 yılında %71 iken 2010 yılında %21 seviyesine kadar indi. Toplumun en düşük gelire sahip kesiminde ise %40’lık yoksulluk oranı %7,3’e geriledi. Bunun yanı sıra, işçi maaşları tartışmaya mahal bırakmayacak ölçüde yükseldi, daha önceki yıllarda dışlanan toplum kesimlerinin de aile yardımlarından faydalanması sağlandı ve milli gelir bölgedeki pek çok ülkeye göre çok daha adil dağıtıldı.

Birleşmiş Milletler Latin Amerika ve Karayipler Ekonomi Komisyonu (ECLAC), misiones olarak bilinen, Bolivar sosyal programlarını sayesinde okuryazar oranının %98,2’ye, ilköğretime devam eden öğrenci sayısının %92,7’ye ve liseye gidenlerin oranının %72,8’e çıktığını kabul ediyor. İnsani Gelişim Endeksi (HDI) sıralamasında Venezüela son on yılda, 2000 ile 2011 yılları arasında, 0,656’dan 0,735’e yükseldi. 2000 ile 2011 yılları arasında ortalama yaşam süresi dört sene, eğitim süresi ise iki-üç seneye arttı.

Venezüela’daki gelişimi petrol gelirlerine bağlayanlara bu gelirlerin Chávez’den önceki dönemde sadece asalak hırsızları zenginleştirdiğini hatırlatmak gerekiyor. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon Chávez’in ölümünün ardından şu açıklamayı yaptı: “Chávez, zorluklara karşı artık mücadele etmeye karar veren, ezilen Venezüela halkının sözcüsüydü”. Ezilen yoksulların Chávez’in ölüme yas tutması için diğerler kesimlere göre daha fazla sebebi var. Onun döneminde yoksulların hayatlarını değiştirmeye yönelik pek çok proje ülke genelinde uygulamaya geçirildi. Bu girişimler planlama aşaması atlanarak bir anda uygulamaya konulduğu için ve uygulanan yöntemler nedeniyle eleştirildi; fakat bu projeler sayesinde sağlık ve eğitim gibi temel ihtiyaçlar ülkenin tamamında erişilebilir hale geldi.   

Yöneltilen eleştirilerde doğruluk payı vardır. Yeni doktor ve hemşirelerin Küba’dan getirildiği, Bolivar okulları ile üniversitelerinde eğitim kalitesinin yükseltilmesi gerektiği, Bolivarcı barınma programları ile inşa edilen mahallelerin yetersiz kaldığı ve hükümetin halkın beslenmesi için kurduğu semt pazarlarının gıda kıtlığına kalıcı bir çözüm olamayacağına dair eleştiriler doğrudur. Venezüela’nın petrol üretimine bağımlı olduğu ve Venezüela’nın “Hollanda Sendromu” ile “kaynak kıtlığı” sorunlarını aşamadığına yönelik söylemlerde de haklılık payı vardır. Chávez önderliğinde gerçekleştirilen toplumsal ve ekonomik projelerin uygulanmasına ilişkin eleştirilecek başka noktalar da kuşkusuz bulunabilir; ancak, güçlü elit muhaliflerin engelleme çabalarına rağmen, Chávez ile Bolivar Devriminin başarılarının takdir edilmesi şarttır.

Objektif Olmak Gerekiyor

Chávez’in öncülük ettiği Bolivar devrimi ile ilgili pek çok gazeteci ve akademisyen değerlendirmeler yayımladı; fakat hiçbiri yoksulların hayatlarındaki değişimi ve ülkede nelerin gerçekten başarıldığını objektif bir şekilde incelemedi. Chávez, geçtiğimiz yıllarda ya tek adam, şeytani diktatör, sorumsuz palyaço olarak lanse edildi ya da dünya genelinde sosyalist devrimleri getirecek mesih olarak görüldü. Bu süreçte Venezüela’daki karmaşık sosyoekonomik değişimler ve çatışmalar gözden kaçırıldı. Chávez'e yönelik en şiddetli söylemler Avrupa basınında ifade edildi. Örneğin, daimi okuru olduğum ve İspanya’nın “değişime” en açık, en kaliteli gazetesi olduğunu iddia eden El País’te Chávez iktidara geldiğinden beri bir tane olumlu haber veya değerlendirme yazısı yayımlanmadı. Öte yandan “tarafsızlık” maskesi altında yapılan haberleri de çok iyi hatırlıyorum.  

Carter Kurumu ile seçim tahmininde bulunan öteki bağımsız kuruluşlar ve ana akım medya Chávez hükümetinin “diktatör” özellikleri taşıdığını vurgulayarak artık etkisini yitireceğini iddia ediyor. Şimdi gözler ekonomiye çevrilmiş durumda. Chávez döneminde Venezüela’nın ekonomik açıdan gerilediği, petrol kaynaklarının devletin elinde tutulmasının zarara yol açtığı, bütçe açığının derinleştiği, kamusal alanın işlevsiz biçimde büyüdüğü, devlet borçlarının ileri düzeyde arttığı ve bankacılık sisteminin etkisiz kaldığı iddia edildi.

Bu kasvetli analizler bir kenara bırakılıp, daha güvenilir bir yorumcu olan Mark Weisbrot’un The New York Times ile Guardian’da yazdıklarına bakılırsa onun bu karamsar tabloları abartılı, yalanlarla dolu ve önyargılı olarak değerlendirdiği görülür. Uluslararası Para Fonunun (IMF) Venezüela ekonomisi ile ilgili yayımladığı ayrıntılı ve objektif analize bakılırsa bütçe açığının, iddiaların aksine, GDP’nin yalnızca %7,4’üne denk geldiği anlaşılır. Bu raporda borçların da GDP’nin yaklaşık %50’sine denk geldiği yazıyor. Avrupa Birliğinde bu oranın ortalama %82,5 olduğu ve Brüksel’in %60’lara ulaşmayı hedeflediği düşünülürse karamsar yorumların yersiz olduğu görülür.   

Kimi gazeteciler ve yorumcular Venezüela’nın gelişmiş kamu kesimi ile sosyalist bir devlete dönüştüğünü söylüyorlar; ancak Weisbrot’un analizlerine göre Venezüela devleti %18’lik işçi oranı ile Fransa ve İskandinav ülkelerinin gerisinde kalıyor. Venezüela hükümeti, Latin Amerika’nın en büyük sorunlarından biri olan yüksek enflasyon oranları ile ülkedeki yoksulların zarar görmesini engelleyen etkili sosyal politikalar sayesinde başa çıkabiliyor.  

Şimdi ne olacak?

Venezüela’nın Chávez’in ölümü sebebiyle önümüzdeki haftalarda yeniden seçim yapması gerekiyor. Hugo Chávez’in partisi Venezüela Birleşik Sosyalist Partisi (PSUV) 1999 yılından beri yapılan 14 seçimden 13’ünü kazandı. Bolivarcıların önümüzdeki seçimleri de kazanmamaları için hiçbir sebep yok. 

Chávez, geleneksel temsili demokrasi kalıplarını kırarak, vatandaşların yönetime katılımını arttırmak için coşkuyla yeni olanaklar yarattı. TNI’nin 2006 yılından beri Venezüela’da devam eden araştırmaları sayesinde yakından gözlemleme fırsatı bulduğum consejos comunales (halk meclisleri), mesas técnicas (su temini gibi devletin sağladığı hizmetleri düzenlemek için oluşturulan meclisler) ile daha önce politik süreçlerden dışlanan kesimleri siyasete katmak için alınan önlemler bu kapsamda değerlendirilebilir. Bu uygulamaların sonuçları küçümsenmemelidir.

Bolivar Devrimi sürecini kötülemeye yönelik propagandaların Chávez’in yokluğuna rağmen ya da daha doğrusu Chávez artık aramızda olmadığı için devam edeceğine kuşku yok. Venezüela çok miktarda petrol kaynağına sahip; bu durum büyük güçlerin dikkatinden kaçmıyor. Enerji kaynaklarını kontrol etmek isteyen ve bu süreçte Orta Doğu ile Kuzey Afrika politikalarına müdahil olmakta tereddüt etmeyen güçler şimdi de gözlerini Venezüela’ya dikmiş durumda. En gayretli muhaliflerinin ölümünün ardından Caracas’taki rejimin değişmesi için ulusal ve uluslararası düzeyde daha fazla çaba harcayacakları muhakkaktır.

Bölge Yüzünü Sola Döndü

Chávez’i değerlendirirken bölge koşullarına da dikkat etmek şarttır. Latin Amerika’daki ülkelerin çoğu 1960’ların sonundan 1990’ların başına kadar askeri diktatörler veya işbirlikçi politikacılar tarafından yönetildi. Chávez’in siyasetteki yükselişi Venezüela’da on yıllarıdır devam eden dengenin bozulmasına ve sol ya da sola yakın iktidarların bölgede güç kazanmasına yol açtı. 2004 yılında TNI ile Wisconsin Üniversitesi’nin ortaklaşa düzenlediği uluslararası konferansta Latin Amerika Solu (Madison Görüşmeleri) bir araya geldi. O tarihte bölgenin durumu bugünkünden çok farklıydı. Konferanstan birkaç sene önce, daha Chávez başa geçmeden, bu fark elbette çok daha fazlaydı.

Hâkim ekonomik sistem o zamanlar neoliberalizm idi ve siyaset bilimciler dâhil hiç kimse sol iktidarların güçleneceğini tahmin etmiyordu. Chávez’in ilk seçim zaferinden birkaç sene sonra bölgedeki diğer ülkelerde de sol iktidarlar kurulmaya başlandı: Arjantin (2003), Brezilya (2003), Uruguay (2005), Bolivya (2006) ve Ekvador (2007). Chávez’in öncülük ettiği, hak ve özgürlükleri genişletmeye yönelik yapısal dönüşüm sürecine Bolivya ve Ekvador da dâhil oldu. Chávez aynı zamanda kamulaştırma sürecini de başlattı. Bölgedeki dönüşüm sürecini Amerika için Bolivarcı Alternatifi (ALBA) kurarak hızlandırdı. Bu birliğin amacı, George Bush’un Mar del Plata’da önerdiği Amerika Serbest Ticaret Anlaşması (FTAA) ile Venezüela’nın Mercosur’a “uyum süreciyle” üye olmasına ve böylece sadece sermayenin kârını arttırmasına yarayacak politikaların uygulamasına karşı önlem almaktı. Hugo Chávez, Latin Amerika solunun bütün başarı ve başarısızlıklardan tek başına sorumlu tutulamaz; ancak pek çok alanda üstlendiği öncülük sayesinde bölgede değişime dair umudu yeşerttiğine kuşku yoktur. 

Eski Tupamaro gerilla komutanlarından, Uruguay’ın şimdiki başkanı Jose Mujica’nın söylediği gibi: “Elbette her ölüm üzücüdür; fakat söz konusu en önde mücadele veren ve ‘tanıdığım en cömert önder’ olunca yaşanılan acı daha da şiddetleniyor.” 

*Redpepper.org'dan Muhalefet.org için çeviren Feride Tekeli.


Diğer Haberler

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome