“Halkın İktidarı ”nı yeniden düşünmek- Panagiotis Sotiris*

25 Kasım 2011 Cuma

Geçtiğimiz haftalarda Yunanistan post-modern bir coup d’Etat sayılabilecek bir süreçten geçti.


“Halkın İktidarı ”nı  yeniden düşünmek- Panagiotis Sotiris*

Sosyal bir felakete yol açan Kemer sıkma programı empoze etmiş ve meşruluğunu yitirmiş olan Papandreou hükümeti, daha fazla kemer sıkma ve sınırlı ekonomik egemenlik içeren on yıllık bir program empoze etmek durumunda kaldı. Referandumla ‘Kahramanca bir Kurtuluş’ yeğlendi. Toplumsal fikriyatı bu sosyal barbarlık politikalarını kabul ettirmek üzere manipüle etmek için tasarlanmış olmasına rağmen Referandum, AB-ECB -IMF üçlüsünün dayattığı politikaları reddetme olanağının kapısını araladı.  Bunun sadece Yunanistan’daki kemer sıkma politikalarını değil aynı zamanda Avrupa’daki tüm Finansal ve mali yapıyı istikrarsızlaştırabileceği korkusu ile Avrupalı liderler, AB Direktörlüğü ve IMF Referanduma karşı Yunanistan’ı temerrüde düşürme ve Avrupa bölgesinden çıkarma tehditlerini de içeren tüm açık şantaj yöntemleriyle şiddetli bir saldırı başlattı. Diğer belirgin çözüm yani derhal seçime gidilmesi ana muhalefet partisinin açık olarak talep etmesine rağmen göz ardı edildi, çünkü bu dayatılan tedbirlerin ertelenmesi ya da bunlara itiraz riskini de gündeme getirdi. Sonuç olarak, programı ( Başbakan olacak kişi ECB başkan yardımcısı L. Papademos olmasına rağmen)  açıkça AB ve IMF tarafından dikte edilen bir ‘Ulusal Birlik’ koalisyon hükümeti talep edildi. ‘Batılı’ liberal yönetim teamülleri ve Ulusal Egemenliğe karşın topyekun bir saygısızlıkla sosyal yapıda şiddetli sonuçlara yol açacak bu politika üzerinde sadece uzlaşılmasını değil aynı zamanda seçim yapılmadan önce tam olarak uygulanmasını talep ettiler. Mesaj basitti: Piyasa ve uluslar arası örgütler tarafından istenenler dışında herhangi bir politikaya yer yok. Yunanistan’daki sermaye güçleri ve onunla bütünleşik kitlesel medya zirvede sadece ‘uzlaşma’ isteyen bir toplum yapay imajını sunma stratejisini açıkça destekledi.

Bu gelişmeler Yunanistan’da ikili bir krizle sonuçlandı. Yukarıda politik alanda kriz var ve sınırlı egemenliğe sahip yeni rejimi ve talep edilen ‘Şok Terapi’yi partiler sistemine uyarlamada zorluklar var. Fakat alt tarafta ise daha derin bir kriz var: toplumla genel politik sistem arasında açılan mesafe.

Politika alanı ile toplum arasında büyüyen yabancılaşma kolektif bir forma kavuştu. Yunanistan geçtiğimiz aylardan beri toplumsal protesto ve gerilimlerde bir artış döngüsüne girdi, öyle bir döngü ki nerdeyse bir başkaldırı karakterine bürünmüş olarak tanımlanabilir.

Bu protestoların tırmanışıyla açıkça ortadadır, bu 18–20 Ekim tarihlerinde iki günlük Ulusal grevde kamu sektöründe yükselen grev dalgası ve Bakanlık binalarının işgali, 28 Ekimde göstericilerin oldukça sembolik bir görüntü olarak askeri töreni dağıtması, taleplerin politikleşmesi ve radikalleşmesi ve öz yönetim ve dayanışmanın çeşitli biçimlerde ortaya çıkması ile kanıtlanmıştır.

Ayrıca 2011 Mayıs sonundan Temmuz’a kadar Kent meydanlarında mücadele içinde doğrudan demokrasiye dair özgün deneyimler içeren son yılların en büyük protesto dizisi halinde benzersiz bir deneyime sahip olduk.

En önemli ve umut vaat edici konu ise yeniden uyanış ve aynı zamanda halkın, sadece potansiyel antikapitalist bir toplumsal ittifak oluşturmasının yanı sıra kolektif politik özne olarak, taleplerini ve tipik parlamenter temsil formlarına paralel işleyişle kolektif özlemlerini  açıkça dillendirerek yeniden birleşmesiydi.

Kitle gösterileri, basitçe ‘Kolektif gücün gösterilmesi’ değil aynı zamanda kolektivitenin şekillendirilme biçimi, halkın farklı sosyal ve politik kökenli kesimlerinin bir araya gelmesinin ifadesi olarak meydanlarda toplanan kitle, grev yapan çalışanların kamu binalarını işgali, kolektif başkaldırının çoklu türleri, tüm bunlar farklı toplumsal deneyimleri bir araya getirmenin ve talepleri dillendirmenin, şematik olsa da, Emekçilerin ücretli çalışan, işsiz ya da piyasanın özellikle de uluslararası piyasaların topluma karşı şiddetine maruz kalan kendi işine sahip çalışanların ortak düşmana sahip olduğunu ifade etmenin yollarıydı.

Bu nedenle, yığınların Yunan bayrakları taşıması bazen yanlış yere milliyetçilik simgesi olarak yorumlanan fakat aslında kolektif direniş talebinin uyanışının, onurlu tavrın ve halk egemenliğinin yeniden uyanışıydı.

Ayrıca askeri geçit töreninin sekteye uğratılması sadece bir protesto biçimi değil aynı zamanda halkın anti-faşist direnişinin kolektif bellekte tarihsel sürekliliği olduğunu yeniden ifade etme girişimiydi.

Tüm bunların ışığında egemenlik kavramı yeni bir anlam kazanıyor. Sermaye güçleri yeni Avrupa ekonomik düzeni işleyişi aracılığı ile sınıf güçleri dengesini değiştirmek ve borç krizi adına dayatılan kalıcı ekonomik denetimin yeni mekanizmaları için sınırlı ekonomik formları ve son tahlilde sınırlı politik egemenliği kabul etmeye hazır.

Bu nedenledir ki, kamu hizmetlerinde mevcut kemer sıkma ve tasfiye dalgası, toplumun sosyal düzen düşüncesinde zaruri kabul ettiği haklar olarak ne varsa hepsini baltalama girişimi olarak algılandı. ‘Kalıcı Ekonomik Teyakkuz Hali’ni akla getiren, tüm güncel politik tercih tartışmalarını inkâr eden, politikayı basitçe piyasa taleplerine boyun eğen ‘Otomatik pilotta’ işleyen bir süreç olarak sunan post-demokratik ve post-hegemonik bir kapitalist yönetim biçimine adım atıyoruz. 

Bu nedenle halk adına egemenliği ve radikal politik alternatifi yeniden tesis etme talebi derin bir sınıfsal karaktere sahiptir ve özünde enternasyonalisttir. Sosyal dokunun, borçları ödemeyi reddetmek ya da Euro bölgesinden çıkmak ve kapitalist olmayan toplumsal yapılanma deneyimleri gibi çok önemli adımlar aracılığı ile uluslararası sermayenin zorbalığından kurtarma girişimini ifade eder. 

Marksistlerin bir kısmında ve genellikle radikal gelenekten olanlarda  ‘Halk ve Halkın İktidarı’ kavramlarına karşı, Avrupa anayasal geleneğinde sınıf ayrımını, direnişi ve sömürüyü tescil eden halk imajıyla deneyimlenmiş toplumsal antagonizma ve politik hükümranlığın burjuva mistifikasyon formlarıyla bütünleşmiş olmalarından ötürü bir kuşku var.

Fakat iadeyi itibar etmek ve bunu dönüştürmek zorundayız. Gerçek Halk kavramı, sınıf karşıtlığını ve sadece uluslararası güç odaklarına karşıtlığı değil aynı zamanda içerideki sermaye güçlerine karşı, ırkçılığın her biçimini reddeden ve bunu ulus ya da yurttaşların soyut toplamı olarak değil tüm bunların toplumsal bir oluşum içinde öyle ya da böyle yaşamını idame ettirmek için iş gücüne bağlı olanların ittifakı kapsayacak şekilde tanımlamayan bir yöntemle yeniden düşünülmeli. 

Bu aynı zamanda demokrasinin parlamenter olmayan yeni biçimlerini de içermeli. Direnişin mevcut doğrudan demokrasi biçimleri ve mevcut uluslar arası protesto hareketlerinde ortaya çıkan hiyerarşik olmayan koordinasyon biçimleri sadece talepleri elde etmek için işlevsel araçlar olarak görülmemeli aynı zamanda ‘İkili İktidar’ biçimleri olarak da görülmeli.

Aynı zamanda Halk İktidarı kavramı kolektif toplumsal bir kendi kaderini tayin, mevcut kapitalist egemenlik biçimlerine ve sömürüye meydan okuma ve alaşağı etme kolektif politik yeteneği ( potansiyel ‘Halkın düşmanları’na karşı ‘Halkın iradesi’ni kabul ettirmek için zor  kullanma kabiliyetine de sahip) ve birlik ve dayanışmayı temel alan yeni toplumsal formlar yaratmak için kolektif çaba ve sömürüye dayalı olmayan, üretken bir paradigma olarak da düşünülmeli.

Bu Marksist Ya da Komünist politikalar için bugün en önemli konudur. Bir direniş laboratuarı olarak Yunanistan da geçtiğimiz üç yılda deneyimlenmiş olan hem mevcut başkaldırı eğiliminin özellikle Aralık 2008 deki olumsuz, ‘Yıkıcı’ yüzü, ve direnişin var olan daha olumlu deneyimleri, öz örgütlülük ve dayanışma, Bence bunları basitçe mücadele ya da direniş terimleriyle değil iktidar ve hegemonya, sadece talep ve ihtiyaçlardan değil toplumun genel yönünün ne olması gerektiğinden de bahsetme cesareti göstermeyi düşünmesi gereken bir Sol’a ihtiyacımız var.

Mevcut konjonktürde eklemlenme, özellikle Yunanistan gibi potansiyel ‘Zayıf Halka’larda neo-liberal iktidar krizleri, Avrupa’nın bütünleşmesi projesindeki kriz, Kapitalist gelişim modelindeki kriz ve açık politik kriz ile bundan birkaç yıl önce sermaye güçleri inisiyatifi elinde tutuyor gibi gözükürken var olmayan olanakları da beraberinde getirdi.

Sınıf karşıtlığının kaçınılmaz olumsuzluğundan alternatif politik projenin her zaman güvenilir olmayan olumluluğuna sıçramak için gerekli hamleyi yapmamızın ve Hegemonya, ‘Yeni Tarihsel blok’ olasılığı, potansiyel antikapitalist halk ittifakları arasında yeni karşıtlıklar, dönüştürücü yeni projeler ve Hakikaten Yunanistan gibi sermaye güçlerinin bizi içine çektikleri uç tarihsel geri kalmışlık sürecinin dışında toplumlar için yeni ufuklar açabilecek sağlam antikapitalist alternatifler, gibi kavramlarla düşünmenin tam zamanıdır.

*Sosyoloji Bölümü, Aegean Üniversitesi , Mytilene,  
Londra da Tarihsel Materyalizm konferansında sunulan makaledir, Kasım 2011

Çeviren : Murat GÜZEL


İlgili Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome