2013 Bütçesi Hem Dindar Hem Militarist Turan Eser

28 Ekim 2012 Pazar

AKP hükümetinin TBMM’ne gönderdiği 2013 bütçesi sorunludur. AKP, halkın talep ve ihtiyaçlarına cevap vermekten uzak bir bütçe politikası uygulamaktadır. 18. yüzyıl kralları, din adamalarını ve askerlerini vergiden muaf tutan zihniyete sahiptir.


21.yüzyılda tanıklık yaptığımız ve mağduru olduğumuz bütçe politikası da 18.yüzyıl krallarının vergi ve bütçe zihniyetine benzemekte olup, AKP hükümeti tarafından topluma dayatılmaktadır.  Bu yazıda, bütçenin özellikle toplumsal dindarlaştırma ile “biat” neslinin yaratılması amacıyla Diyanet İşleri Başkanlığı ve din bütçesi ele alınacak. Aynı zamanda demokratik-toplumsal muhalefeti bastırmak, kamuoyunu devletin şiddet aygıtları yoluyla sindirmek amacı taşıyan “savunma-güvenlik” ile “hazır ol” bütçesi bu yazının içeriğini oluşturuyor.

AKP hükümetinin vergi ve bütçe politikalarındaki adaletsizliği ve vicdansızlığının sonucu, vergi gelirlerinin yüzde 80’ni, çalışandan toplarken, zenginlere vergi cenneti bir Türkiye vaat etmektedir.  Zenginleri değişik uygulama ve yöntemlerle gelir vergisinde yüzde 80 civarında muaf olduğu bir ülkede, tüm zenginliğin yüzde 80’ni elinde bulunduran yüzde 20’lik kesim, adaletsiz ve vicdansız şekilde sadece yüzde 20 vergi ödüyor. Halk ise merkezi bütçenin yüzde 80’ni karşılayan ve bu bütçenin de en mağdur kesimini oluşturmaktadır.

2013 BÜTÇESİ SOSYAL VE ADALETLİ DEĞİLDİR
Adaletsizlik ve vicdansızlık sadece vergi toplamada değil, bütçenin dağılımında da kendisini göstermektedir. Sosyal ve demokratik devletlerin asli görevi, sosyal ve kamu hizmetlerini halkına eşit, ücretsiz, nitelikli ve ulaşılabilir şekilde sunmak iken, AKP hükümeti vergilerimizi kamu hizmetlerine aktarmak yerine, özel sektöre ve yandaşlarına aktarmayı hedefleyen bütçe yapmayı hedeflemiştir. Paran kadar sağlık ve paran kadar eğitim hizmeti ile doğuştan kazanılmış olan bu hakları ve hizmeti, paralı hale getirmiştir. Buna karşılık olarak ta, asla bir devletin görevler arasında sayılmayacak  “kamucu din hizmeti”, ücretsiz olarak sunularak, teokratik bir devlet eksenine oturmak bir AKP “başarısı”  olarak sunulmuştur. Sağlık hizmetlerinde iyileşmenin aksine, katkı payı ile sağlık hizmetinin paralı hale getirilirken, devletin vicdanına sokulacak resmi devlet dini için, devlet katkı payı olarak, Diyanetin bütçesi, bir bakanlık bütçesi kadar artırıldı. AKP yoksulların yükünü kaldırmak yerine, zenginlerin daha çok kazanmasını teşvik eden bu bütçe politikası yapıyor.

2013 BÜTÇESİ DİNDAR NESİL YARATMAK İSTİYOR
Halkın hak arama bilincini köreltmek, itaatkâr kılmak için devlet diniyle, Diyanet, din okulları ve din eğitimleri üzerinden toplumu teslim almak istiyor. Bunun içinde Diyanet İşleri Başkanlığına ve Milli Eğitim Bakanlığının din eğitimi ve din eğitim kurumlarına (İlahiyat Fakülteleri, İmam Hatipler, Kuran Kursları) devasal bütçe ayırıyor. Devletin 130 bin imamlı en büyük asimilasyon merkezi haline gelen camisi, Diyanet İşleri Başkanlığı kurumudur. Bir tür dinin MGK’sı olan bu yeni vesayet kurumu Diyanet, 2012 yılında 3 milyar 891 milyon liralık bütçeye sahipken, 2013 yılı bütçesinden kendisine 4 milyar 604 milyon lira ayrıldı. Din bütçesindeki yüzde 18.3’lük artışı, emekçilerinin maaşlarına yansıtmayan devlet, çalışanlara yüzde 4’lük zammı reva gören bir zihniyet bütçedir. Diyanet'in bütçesi Sağlık, Kültür, Eğitim ve Bilimden daha önemli görülmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı, 2013 bütçesindeki paya bakılırsa, aşağıdaki tabelada olduğu gibi 11 bakanlık bütçesini arkasına aldı.

MEZHEPÇİ DİN BÜTÇESİ HUKUKA AYKIRI VE AYRIMCILIKTIR
Maliye Bakanlığı tarafından hazırlanan bütçe kanunu, hukuksal, inanç özgürlüğü ve hizmet anlayışı itibariyle, her yıl Sünni-Hanefi mezhebiyle sınırlı ele alınıyor. Bütçe politikasında ve kanununda Alevilerin, gayri Müslimlerin ya da inanma hakkını kullanan vatandaşların hakları yoktur. Türkiye’de çoğunluk inancına sığınmış siyaset kültürü ve iktidar, sayıca az olanları yok sayıyor. İnanç özgürlüğü hakkı, sayısal çoğunluğa ve egemen din anlayışına göre düzenleniyor. AKP hükümetiyle birlikte tüm cumhuriyet hükümetleri bu gerçeği değiştirmemiş ve yurttaşları arasında ayrımcılık yapmıştır.  Diyanet İşleri Başkanlığı'na 2013 yılı için ayrılan ödenek bunun kanıtıdır.  90 bin camiye ve 130 bin imamı ve din görevlisi bürokratı finanse eden bu çarpık ve ayrımcı laiklik uygulamasını bilmeyen yok. Kamuoyunun ezberlediği ve fakat demokratik kamuoyunun etkisiz kaldığı bir uygulama olarak giderek güçlenen ve laiklik karşıtı bir kambur haline koruyor.

Cumhuriyet hükümetleri, Diyanet'e ayrılan ödeneğin, Sünnilerden, Alevilerden, Gayri Müslimlerden toplanan vergilerle oluşturuluyor. Hizmet ve kaynak ise sadece, devletin belirlemiş ve tarif etmiş olduğu Sünni-Hanefi inancına aktarılıyor.  Bu önemli ve ciddi bir ayrımcılık uygulamasıdır. Eşitlik ilkesini hiçe sayan haksız bir uygulamadır. Cumhuriyet hükümetleri resmi olarak benimsediği, desteklediği, beslediği ve toplumun onun etkisinde tektipleştirmeye çalıştığı, Sünnilik-Hanefi inancı dışındaki diğer inançları da, başta Aleviler olmak üzere inkar ediyor. AKP dahil tüm Cumhuriyet hükümetleri Anayasanın 10. Maddesine göre Alevilerin eşit haklara sahip olduğunu, uygulamada kabul etmedi. Bu açıdan bakıldığında AKP hükümeti eğer “laiklik ilkesi” gereği bütün inançlara eşit mesafede olacaksa o zaman 2013 Bütçesinde bu benzer yardımların bütün inançlara nüfusları oranında yapılmalıydı. Bunun olmaması, somut bir ayrımcılık olmasının yanı sıra üzücü ve ilkel bir yaklaşımdır.

2013 yılı Diyanet bütçesi 4 milyar 604 milyon TL’dir. Anayasanın eşitlik ilkesi gereği, nüfusun en az dörtte birini oluşturan Aleviler için Aleviler 2013 bütçesinden 1 milyar, 151 milyon TL ayrılması gerekir. Bu bütçe aynı zamanda Türkiye cumhuriyeti yurttaşlarımız olan Gayri Müslimlere de nüfusları oranında bütçeden pay ayırmalıdır.  Örneğin Gayri Müslim vatandaşlarımızın Lozan Antlaşması’ndan kazanılmış “bütçeden pay verilmesi” hakkı bile ihlal edilmektedir. Çünkü Lozan Antlaşmanın 41. maddesinin son fıkrasında “Müslüman olmayan azınlıklara mensup Türk vatandaşlarının önemli oranda bulundukları il ve ilçelerde, söz konusu azınlıklara devlet bütçesi, belediye ya da diğer bütçelerce, eğitim, din ya da hayır için ayrılan tutarlardan, hak gözetirliğe uygun ölçülerde pay ayrılacaktır. Sözü geçen tutar ilgili kurumların yetkili temsilcilerine ödenecektir.” diye belirtilmiş bir Antlaşma hükmü bile uygulanmamaktadır. Azınlıkların bu hukuksal hakkını ihlal eden AKP hükümeti, Türkiye’de nüfusun binde ikisini oluşturan gayrimüslim azınlıklara nüfusları oranında pay ayırması gerekir. Bu ise Diyanet bütçesinin Binde 2’si! (sayı ile %0.02!)

Aleviler için genel bütçeden, nüfusları oranında pay ayrılmak zorundadır. 2013 yılında halen bu sorunu tartışmak, oldukça abest bir durum haline gelmiştir. Alevi-Bektaşi toplumunu temsil eden, Konfederasyon, Federasyon, Vakıf ve Cemevleri mevcuttur. Lozan antlaşmasına göre Türkiye’nin azınlık olarak kabul ettiği, Ermeni, Rum ve Yahudi azınlık grupları temsil eden,  Patriklikler, Başpiskoposluklar ve Hahambaşılıktır. Türkiye’de azınlıklara ait 270 civarında ibadethane açık. Aksi durumda bu önemli hukuk mücadelesi meselesidir. Kanımca Alevi kurumları, AKP hükümetinin 2013 Bütçe kanunu ayrımcılık uyguladığı ve Anayasanın eşitlik ilkesine aykırılık içerdiği için, yargıya taşınabilir ve taşınmalıdır. 

BÜTÇE KANUNUYLA DİN FİNANSMANI HUKUKA AYKIRIDIR
Türkiye hukuksal ilkesizlikle 21. Yüzyıla yolculuk yapamaz. Anayasanın 73. maddesinde “Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, malî gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür. Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır” hükmüne yer verilmiştir. Anayasanın 73 maddesi , kendisinden üstün bir norm olan 2. Maddesindeki  “İnsan Haklarına Saygılı , Laik , Demokratik , Sosyal, Hukuk Devleti”  ilkesi doğrultusunda yorumlandığında; devletin kamu gideri olarak vatandaşlarından aldığı vergiyi vatandaşlarına hizmet için adaletli şekilde harcaması gerektiği , alınan vergiyi kamu gideri altında ülkede ki belli bir mezhebe (Hanefi) mensup vatandaşlara hizmet için tahsis edilmesinin ve diğer inançlara (Alevilik, Hıristiyanlık, Musevilik, Ezidilik,.) hizmet için her hangi bir şekilde vergiden bütçe tahsis edilmemesinin hukuka aykırı olduğu anlamına gelir.

“Kamu Gideri” kavramının sadece Sünni/Hanefi inancına mensupların giderleri olarak kabul edilmesi,  diğer inanç mensuplarının ihtiyaçlarının “kamu gideri”  içinde kabul edilmemesi eşitlik ilkesine aykırılığın da tezahürüdür. “Kamu Gideri”  kavramı adalet ve hakkaniyet ilkeleri ile birlikte değerlendirildiğinde; Cami inşasının, Camilere bütçe aktarılmasının, Sünni Din Adamlarının maaşının ödenmesinin bir kamu gideri olmadığının bilinmesi ve hukuksal olarak kabul edilmesi gerekir.

MİLİTARİST BÜTÇE
Geleneksel militarist tutumu sürdüren AKP, tek kutuplu dünyanın yeni ihtiyaçlarına uygun olarak militarist ekseni güçlendirecek savunma bütçesini artırmaktadır. AKP hükümeti, Türkiye’nin komşularıyla “sıfır sorun” hedefinden “sıfır komşu” hedefine ulaşınca, “Kürt sorununda kardeşlik projesi, demokratik açılım”  hedefinden, “Kürt sorunun çözümünde şiddet politikaları” hedefine ulaşınca, hükümetin güvenlik harcamalarına ayırdığı pay daha da artmaktadır.
Bu nedenle AKP hükümeti 2013 yılı bütçesinde en fazla ödeneği, 45 milyar 297 milyon olarak savunma ve güvenlik için ayırarak, aslıda 2013 yılının barışçıl ortamın yaratılmasına uzak olduğu ve demokratik hak talepleri için, sivil tepkilerini ortaya koyacak olan demokratik muhalefete gözdağı veren bir “güvenlik bütçesi” işareti de vermektedir.

 

Savunma bütçesindeki bu rekor artışın sebebi tabii ki sadece emekçilere, öğrencilere ve diğer toplumsal muhalefet kesimlerine karşı kullanılan “fonk¬si¬yo¬nel de¬mir cop¬lar”¬ ve  “sağlığa zararsız organik biber gazı” harcanan para değil. Bunun da ötesinde düşünülmüş savunma ve güvenlik yatırımları vardır.

AKP hükümetinin savunma ve güvenlik bütçesine dair rakamlar, ülkemizde ve sınırlarımızda barışın sağlanmasına ve huzurun egemen kılınmasına hizmet etmez. Güvenlik ve savunma giderleri azaltılmaması, 2013 yılının barışa uzak politikalara gebe olacağına işaret eder. Kürt sorunu çözümsüzlüğüne hizmet eden şiddet, çatışma ve gerilimleri ortadan kaldırarak, Kürt sorunun demokratik zeminde,  barış ve huzur ortamı sağlayacak siyaseti benimsemek, savunma giderlerinin azaltılması ve barış politikasına dönmekle mümkündür.  Çünkü bütçe politikanız, sizin savaştan ya da barıştan yana tutum alıp almadığınızı da gösterir. Silaha yatırım ve silah kullanana yatırım politikası ile eğitim, sağlık, bilim, kültür gibi alanlarda gelişme kaydedilmez. Eğitim ve kültürel alandaki gericilikle, şiddetten arındırılmış toplumsal barış sağlanmaz. 45 milyar civarındaki 2013 yılı savunma ve güvenlik bütçesinde yapılacak kısıtlamalarla, yoksulluk, eğitim, çevreyle ilgili bozulma ve bölgeler arası adaletsiz ve eşitsiz gelişmeler gibi, ülkemizin geleceğini tehdit eden sorunlarla mücadeleye daha çok kaynak ayırma imkânı olacaktır.

Savunma ve güvenlik endişesine alıştırılmış toplumsal psikolojiyle barışa yaklaşılmaz. Savaş, şiddet ve gerilimden beslenenlerin zayıflaması için, “güvenlik endişesi” ve “”güvenlik-savunma bütçesi” azaltılmalıdır. Ancak bu şekilde halkın huzuru, refah düzeyi, eğitim niteliği, sağlık hakkı, yaşam niteliği yükselecektir.
 


Yazarlar:Turan Eser

Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome