Bizi Neler Bekliyor? Ne Yapmalıyız?

19 Ocak 2012 Perşembe

Çevreyi, çalışma hayatını, barışı ve demokrasiyi, adaleti, sağlığı, soysal güvenliği ve eğitimi, suyu, havayı, toprağı ve tarımı “herkese sağlık güvenli ve güvenceli gelecek” şiarı etrafında sosyalleştirme, siyasileştirme mücadeleyi toplumsallaştırma zamanıdır.


2012 Sağlık Gündemi
Bizi Neler Bekliyor? Ne Yapmalıyız?

 

Dr. Hüseyin Demirdizen*

Mevcut durum: siyasi, ekonomik, toplumsal, sosyal ortam sağlık ortamının bu günkü durumu;

•    Vatandaş ve sağlık çalışanları için Yeni düzenlemeleri neler getiriyor, olası etkileri neler olur.

•    Küresel kriz nasıl gelişebilir, olası etkileri, sonuçları vb. Biz ne durumdayız, neler yapabiliriz?

“Siyasi bir çalışma alanı olarak sağlık” ya da “sağlık hakkı mücadelesinin toplumsallaştırılması”

Propaganda dili olarak sağlık,

— Var olanı Teşhir ve deşifre etmek, Açık Sorunlar, muhtemel sorunlar vb.
— Kendi anlayışımız ve ideolojimiz olarak sağlık ve sağlık ile ilgili hedefler, bunların nasıl ve hangi araçlarla hayata geçirileceğine ilişkin yol haritası,
Sağlığımız sahip olduklarımızın ürünü, hastalıklarımız yoksunluklarımızın sonucudur. Sağlıklı hizmeti olarak yeniden Temel Sağlık Hizmetine odaklanmalıyız.

Bunun için;

•    Sağlıklı bir toplum, onurlu bir yaşam için demokrasi ve toplumsal barış.

•    Yaşanabilir temiz ve güvenli bir çevre, 

•    İnsanca yaşamak için yeterli ve güvenceli bir gelir, güvenli bir çalışma hayatı,

•    Yeterli ve dengeli bir beslenme (üretimden, sofraya),

•    İnsan onuruna ve sağlığına uygun barınma,

•    Yeterli ve sağlıklı içme kullanma suyu,  eğitim, toplumsal barış,

•    Kamusal bir güvence ile kapsamlı, entegre, nitellikli, eşit, ulaşılabilir bir sağlık bakım hizmetinin sürekliliği, vb. talepleri teşhir ve propaganda dilinden ortak mücadele ve program diline dönüştürecek bir çalışma yürütmeliyiz. 

Biz hayatlarımızdan ve hastalıklarımızdan ticaret yapılmasını değil, sağlığımıza ve geleceğimize yatırım istiyoruz.

İnsanlar ne diyor, istiyor?

— Hastalanmak istemiyorum. ?

— Hastalandığımda doktora ve ilaca kolayca ulaşmak istiyorum. 

•    Peki, neden hastalanıyoruz? Hastalanmak kaçınılmaz bir sonuç, ya da iş kazaları gibi kader midir?

Kimler, Ne zaman daha çok hastalanıyorlar, ya da hastalıklarda başbakan Erdoğan gibi yoksulları, işsizleri, evsizlerimi çok seviyor.

•    İyi ve nitelikli bir tıbbı bakım alabiliyor muyum?

Hastaneye ve doktora ulaşman, daha kolay ilaç ve tıbbı işlem yaptırman  “iyi ve nitelikli sağlık bakımı” almanı sağlamayabilir.

Engelsiz ve kısıtlama olmadan tedavi ve sağlık bakım hizmetlerine ulaşabiliyormuşsun?

•    Aldığın hizmete güvenebiiliyormusun?

•    Neden daha çok hastaneye ihtiyacımız var?

•    Bu gün sağlığımız daha mı iyi?

•    Neden daha çok ilaç kullanmak zorundayız.

•    İlaç daha ucuzlatıldı ise biz neden ilaca çok para ödüyoruz, harcama yapıyoruz.

•    Neden daha fazla ameliyat yapılması, tıbbı girişimsel işlem sağlığımız için daha iyi olsun.

•    İktidar edenler diyor ki sağlık hizmetlerinden memnuniyet artıyormuş. Öyleyse Neden memnuniyetini her geçen gün daha da artan öfke ve şiddet ile ifade ediyorsun.

Çünkü bizim emeğimiz gibi senin de umudun, bedenin ve sağlığın her geçen gün daha fazla sömürülmektedir. 

Çünkü küresel sermaye ve AKP hükümeti sağlığımıza kaynak ayırmıyor, yatırım yapmıyor, hastalıklarımızdan ticaret yapıyor.

Sağlık ve hastalıklar üzerinden politika yapmak AKP karşıtlığında bir işe yarar mı? Hastalık ve tedavi paradigması üzerinden kolay değil, sağlık, sağlıklılık, iyilik hali ve iyilik için yapılması gerekenler üzerinden, yoksulluk, işsizlik, çevre ve yoksunluğun sağlık ve hastalık ilişkilerini daha doğrudan göstermek, yani çevreyi, çalışma hayatını, işsizliği, yoksulluğu, eşitsizliği, adaletsizliği, savaşı ve şiddeti, baskıyı sağlık/sağlıksızlık üzerinde odaklayarak toplumsal mücadelenin odağına alarak ortak bir örgütleme platformu oluşturarak siyasallaştırmak.

Toplumun sağlık gündemini

1. Hastalıkları ve tedavi süreçleri ilgili sorunlar

AKP hükümetinin küresel sermayenin beklentileri doğrultusunda uygulamaya devam ettiği sağlıkta dönüşüm programında, 2012 başında geciktirilerek uygulamaya sokulan SSGSS yasasının bazı maddeleri ve 2 Kasım 2011’de çıkarılan darbe ürünü, Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile bir dönemin sonuna gelinmiş, Sağlıkta piyasalaşmanın ve işletmeleşmenin önündeki engeller kaldırılmıştır. KHK sürecinde Sağlık örgütlerinin ve halkın örgütlü kurumlarının görüşünün alınması biryana, meclisten, hatta kendi milletvekillerinden bile kaçırılmıştır. Bir yandan bunlar yaşanırken, toplumun tüm muhalif örgütlerini de; baskı, sürgün, gözaltı, tutuklama furyaları, gaz bombaları ve coplarla sindirmekte, baskı altına almaktadır.

Artık Türkiye sağlık ortamı başka bir evrededir, korunması gereken bir haktan, kamusallıktan, yarı kamusallıktan söz edebilmek neredeyse mümkün değildir.

Bu sistemde;

— Sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin iş, ücret ve gelecek güvencesi ortadan kaldırılarak esnek, kuralsız ve güvencesiz, sözleşmeli çalışma dayatılmaktadır.
— Hastaneler sınıflandırılmakta, emekçiler ve yoksul halk başta olmak üzere herkes, parasına göre başvuracağı hastanelere göre sınıflara ayrılmaktadır.
— Yoksulların ve düşük gelir gruplarının sağlık hizmetlerine erişimi zorlaşması, yok olması bir tarafa fark ücretlerini ödeyemeyen orta gelirli vatandaşların bile bazı hizmetlere ulaşması mümkün olmayacaktır.

AKP hükümetinin, “SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM” diye süslü laflarla Türkiye’ye yutturmaya çalıştığı sistemde reklam/masal dönemi bitti. Şimdi asıl film oynamaya başlıyor. Sağlık sisteminin cilası dökülerek gerçek yüzünün ortaya çıkacağı bir dönme girilmiştir.

— Artık yoksulluk testinden geçemeyen yurttaşlarımız, yoksulluk testinden geçse bile 3 TL aile hekimlerine reçete bedeli,8–15 TL hastane katılım payı, %30–70 sınıflandırılmış özel sağlık kurumları hizmet farkı bedelleri ve üstü, istisna hizmetleri,  otelcilik ve özel işletme giderleri, ilaç başı ilave ödemeler, eş değer ilaç ve tıbbı malzeme fark bedeli vb adlar altında alınan ilave ücretlere giderek artan oranda kapsam dışında bırakılan ve bırakılacak ödemesi SGK tarafından yapılmayacak hizmetler eklenecektir.

Şüphesiz liste bunlarla sınırlı değildir. Bugüne kadar acillere başvuru ile ücretsiz yararlanıldığı ifade edilen hizmetler için acil durumun sona ermesinden sonra yapılacak hizmet bedelini ödeyeceğine ve SGK’dan istemeyeceğine dair senetler peşinen imzalattırılacaktır.

— Vakıf görevlileri yoksulluk testi için evlere, mutfaklara girecek, vatandaşın boğazından geçenleri, kontrol edecektir.

— Primini öde(ye)meyen vatandaşların evine, işyerlerine icra memurları gelecek zorunlu aylık (35–215 TL) pirim borçlarını tahsil edeceklerdir. Bu buna benzer uygulamaların yaratacağı ekonomik, sosyal, hukuki sonuçlar benzer pek çok uygulamada olduğu gibi eşitsizlikler ve adaletsizlikler zemininde sosyal, siyasi baskı ya da oy avcılığı için suiistimal edilecektir. (yeni makarna,kömür vb.)

—  Giderek daha da genişleyerek kapsam dışında bırakılacak ilaç, tıbbı malzeme ve tıbbı işlem listesinin yanı sıra ve son düzenlemeler ile belli tıbbı iş ve işlemlerde yetişmiş hekim insan gücünün özel hastanelere, vakıf tıp fakültelerine geçmiş olması nedeniyle zorunlu/gönüllü özel hizmet alma zorunluluğu daha CEO yönetiminde kamu hastane şirketleri devreye girmeden binlerce liralık ek ödeme yapmadan hizmetten yararlanamama durumunu ortaya çıkarmıştır.

Sağlık ortamı ve hastaneler daha fazla piyasalaştırılıp, ticarileştirilerek sağlık alınıp-satılan mal haline getiriliyor. Başbakanın dediği gibi, “ne kadar para o kadar köfte” dönemi, yani paran kadar sağlık dönemi başlatılıyor.

Bu ilişkinin ve ortamın bir taraftan bu güne kadar olduğundan daha kapsamlı ve yoğun bir işletme- ticaret baskısına yol açarak mesleki özerklik ve mesleki değerlerde erozyona,  diğer taraftan sağlık ortamındaki gerilimi, güvensizliği ve şiddeti artırarak sağlık çalışanları üzerinde ek sorunlara yol açtığı ve açacağı açıktır.

Bizim sağlık gündemimiz

Birinciye ek olarak sağlığa ve iyilik haline odaklanmak

1. Sağlıksızlığa ve hastalıklara yol açan durum ve sorunlar kriz ortamında daha da derinleşecektir.

Ülkemizde ki başlıca sağlıksızlık nedenlerine baktığımızda;

•    İşsizlik, yoksulluk, yoksunluk. Çalışabilir durumdaki 3 kişiden biri işsiz, çalışanların %45 nin kayıt dışı çalıştığı, gelir dağılımı ve yoksulluk düzeyi en kötü ülkeler arasındaki liderliğini koruyor.

•    Çatışma, savaş, şiddet, göç gibi sosyal, toplumsal olaylar

•    Deprem, sel, kuraklık gibi doğal olaylar

•    Çalışma koşulları ve ortamlarında yaşanan olumsuzluklar; esnek ve güvencesiz çalışma, uzun çalışma süreleri, ücretlerdeki ve sosyal haklarda gerileme, işçi sağlığı ve işçi güvenliği ile ilgili sorunlar, meslek hastalıkları ve iş kazalarındaki artışlarda Avrupa’da ilk sıralarda dünyada üçüncüyüz.

•    Barınma sorunları,

•    Beslenme sorunları 10 milyona yakın yurttaşımız açlık sınırının altında 14 milyon yurttaşımız sürekli açlık tehdidi altında, nüfusun %70’i yoksulluk sınırında yaşamaktadır.

•    Sağlıklı ve yeterli içme ve kullanma suyu; sürekli artan yer altı ve yer üstü su kaynaklarında kirlilik, artan kuraklık ve hes’ler nedeniyle yaşanan ve yaşanacak su sorunları.

•    Fiziki ve doğal çevrenin kirlenmesi; çevre giderek artan bir ve yaygılıkta kirlenmeye devam etmektedir.

2. Sağlığa giden yol barış ve demokrasiden geçer

Yıllardır devam eden şiddet ve çatışma ortamı onbinlerce yurttaşımızın ölmesi, yüz binlerce yurttaşımızın yaralanması, sakatlaması, milyonlarca vatandaşımızın yaşam ve geçim ortamlarının, alanlarının tahrip edilmesi sonucu göçe zorlanmaları ya da göç etmek durumunda kalmaları nedeniyle işsiz, evsiz kalmasına, yoksullaşmasına yol açmıştır. Yılladır devam eden şiddet ve çatışma hali bireylerin ve toplumun ruh sağlığının, toplumsal barışın bozulmasına yol açmaktadır.

Çatışma ve güvensizlik ortamında, ötekini kendisi için tehdit olarak algılayan, algılatılan bireylerde ve toplumda öteki olanının, tehdit oluşturanın etkisizleştirilmesi, ortadan kaldırılmasına yönelik istekler büyürken bu durum şiddeti resmi ve sivil düzeyde meşrulaştırmaktadır. Şiddet bir sorun çözme yöntemi olarak giderek tüm yaşantımıza ve ilişkilerimize egemen olmakta ve yaygınlaşarak sosyal ve toplumsal hayatı zorlaştırmakta ve sağlığımızı ve geleceğimizi tehdit etmektedir.

3. İşsizlik, yoksulluk ve eşitsizlik günümüzün en önemli sağlık sorunlarıdır

— Ülkemiz gelir dağılımında ki bozukluk ve işsizlikte ilk sıralardaki yerini korurken, iş kazaları ve meslek hastalıklarında Avrupa’da birinci dünyadaki üçüncülüğümüz devem etmektedir.

— İşsizlik ve yoksulluk hastalık ve ölüm nedenleri arsındaki yerini ve önemini korurken, bu durum bireysel ve toplumsal sağlığımız yanında toplumsal barışı da tehdit etmektedir.

— Küresel kriz ortamında artan işsizlik ve yoksulluğun sağlıksızlığa ve yeni hastalıklara neden olduğu, var olan hastalıkları ağırlaştırarak sağlık durumunu/düzeyini daha da kötüleştirdiği,

Sağlığını ve Çalışma gücünü /durumunu kaybeden insanların  (kendi adına ve güvencesiz çalışanların gelirlerinin kaybolması, güvenceli çalışanların gelirlerinin azalması anlamına geliyor)  ve ailelerinin yoksulluğunu, yoksunluğunu ( orta ve uzun süreli iş kaybı sosyal güvencesizliği beraberinde getiriyor.) artırdığı pek çok çalışma ve gözlemle anlaşılmıştır.

Diğer taraftan her adımı paralı hale getirilen tedavi ortamında bedelini ödeyemeyen hastaların tedavisiz kalarak hastalıklarının ve sağlık sorunlarının ilerlediği, bu durumun giderek artan komplikasyonlar, organ ve fonksiyon kayıpları ile çalışma gücünü ve yaşamı tehdit ettiği,    sağlık yükünün ve sağlık harcamalarının artmasına yol açtığı bilinmektedir.

4. Sağlıklı ve temiz bir çevre (sosyal ve fiziki çevre) olmadan sağlıklı olmamız, sağlığımızı korumamız mümkün değildir

Dilovası, Ergene havzası,  Eti Gümüş madeni, Japonya’da deprem sonrası ortaya çıkan nükleer santral faciası, petrol platformları ve tankerlerden sızma? Sonucu meydana gelen çevre felaketleri, küresel iklim değişikliği vb. toprağın, suyun, havanın kirle(tilmesi)nden kaynaklanan çevre sorunlarının “doğmamış bebeklerimizin kakalarına ve annelerin sütüne bulaşarak doğumdan ölüme bütün yaşamı etkilediği bilinmektedir. Kimyasal, biyolojik, fiziksel kirlenmeler sonucu kapalı bir ekosistem olan dünyamızda Besin zinciri, su, hava ve direk temas yoluyla başta kanser, solunum yolu hastalıkları, cilt hastalıkları, alerjik hastalıklar, kalp damar hastalıkları ve zehirlenmeler gibi akut ve kronik sağlık sorunlarına yol açarak sağlığımızı, yaşamımızı ve geleceğimizi tehdit ettiği bilinmektedir 

5. Emek sömürüsü ve çalışma yaşamının sorunları neoliberal saldırının en temel alanıdır

Çalışma hayatının kuralsızlaştırma, güvencesizleştirme, esnekleştirme ve örgütsüzleştirme gibi sorunları neoliberal politikalara itiraz etmeden, genel mücadelenin temel taleplerinden ve bileşenlerinden biri haline gelmeden/getirilemeden çözülemez.

Çalışma koşulları ve ortamlarında yaşanan olumsuzluklar; esnek ve güvencesiz çalışma, uzun çalışma süreleri, ücretlerdeki ve sosyal haklarda gerileme, işçi sağlığı ve işçi güvenliği ile ilgili sorunlar, meslek hastalıkları ve iş kazalarındaki artışlarda Avrupa’da ilk sıralarda dünyada üçüncüyüz

Açlık düzeyinin bile altında belirlenen asgari ücret bile milyonlarca işsiz vatandaşımız için bir umut, işverenler için çalışanın terbiye edildiği bir olanağa dönüşmekte, uzun çalışama süreleri, ağır ve kötü çalışma koşulları genel hastalık ve sağlık sorunlarını artırmanın yanı sıra, iş kazaları ve meslekten kaynaklı hastalık, sakatlık ve ölümlerde de artışa yol açmaktadır. 

Tuzla tersanelerindeki iş kazları/cinayetleri, kot işçilerinin dramı, binlerce kömür madeni işçisinin yaşadığı ölümlü iş kazaları ve meslek hastalıkları olayları ve yapılan incelemeler hazırlanan raporlar göstermiştir ki hemen tamamı neoliberal politikalar sonucudur. Üretim maliyetlerinin düşürülerek karlılığın artırılması için bilerek ve isteyerek yani taammüden uygulanan kirli teknolojiler  (asbestli gemilerin sökülmesi ve onarımı ) kötü çalışma koşulları, (bireysel koruyuculardan ve ergonomik çalışma koşullarından yoksun) ve çalışanlara dayatılan kölelik düzeni (uzun çalışma saati, düşük ücret ve güvencesiz, taşeron çalışma ) sonucu onlarca genç insan önlenebilir nedenler sonucu ölmekte, sakatlanmakta ve hastalanmaktadır. 

Düşük ücret ve güvencesiz olarak yoğun bir çalışma temposu içinde çalışan işçiler gelirlerini artırmak için fazla mesai adı altında (iş bulabildikleri zaman) daha uzun süre çalışmayı kabul etmekte, küçük tasarruflar için uygun olmayan barakalarda toplu olarak yaşamakta, yeterince dinlenememekte ve yeterli ve sağlıklı beslenememektedirler. Yorgun, uykusuz, halsiz ve gelecek güvencesizliği içinde kaygılı, anksiyeteli ve yoğunlaşma eksikliği içinde çalışmaya başlamakta ve sözde dalgınlık, dikkatsizlik vb nedenlerle iş kazaları artmaktadır.

Çalışma ortamı ve koşulları demokratikleştirilmeden toplumsal barış sağlanamaz.

Bireysel, sosyal ve toplumsal haklar korunamaz ve daha ileri kazanımlar elde edilemez.

Etkili bir Toplumsal muhalefet ve birleşik mücadele olmadan da çalışma hayatı demokratikleştirilemez. Egemenler taviz vermeye zorlanamaz.

Özetle; tek merkezden ve aynı amaçla sağlığımıza hayatımıza, topluma ve doğaya yönelik bu talan, tahrip ve sömürü politikasına tepkilerimizi, isteklerimizi, mücadelelerimizi ortaklaştırmak ve mücadelelerimizi birleştirmek ile mümkündür. Bugün, yıllardır alanlarda ifade ettiğimiz tek başına kurtuluşun mümkün olmadığına dair şiarımız hem anlaşılır hem de yeterince çaba gösterirsek gerçekleşebilir bir durumdadır.  Örgütlerimize ve örgüt yöneticilerimize düşen görev; üyelerinin, alanlarının ve örgütlerinin özgün sorunlarıyla sınırlı kalmayan ve hatta bu sorunları ve talepleri daha genel ve ortak taleplerle uyumlaştırarak birleşik mücadeleye ve ortak geleceğe taşıma zorunluluğu ve sorumluluğudur. Aynı yere ve yöne akamazsak, damlaların buharlaşmasını ve emilmesini önleyebilsek bile, küçük dereciklerin birleşmesiyle oluşan selin yıkıcı gücüne ulaşamayacağımız açıktır.

Çevreyi, çalışma hayatını, barışı ve demokrasiyi, adaleti, sağlığı, soysal güvenliği ve eğitimi,   suyu, havayı, toprağı ve tarımı “herkese sağlık güvenli ve güvenceli gelecek” şiarı etrafında sosyalleştirme, siyasileştirme mücadeleyi toplumsallaştırma zamanıdır.


Diğer Yazılar

Gündem | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | BMH Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için info@muhalefet.org

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome