DAL Kitabı Üzerine- Mustafa Önçler

5 Aralık 2011 Pazartesi

Tarih egemenler tarafından yazıldığı suretle bu gerçekler göz ardı edilecek, saklanacaktır. 12 Eylül ile yüzleştiğini söyleyenler de tıpkı 12 Eylül gibi emekçilerin kendi elleriyle yaratacakları yeni bir dünya da hak ettikleri yerleri bulacaklardır.


BirGün Kitap’ın Çıkardığı 12 Eylül’ün İşkence Merkezi DAL isimli kitabı bir solukta okudum. Yazılanların çoğu hem yaşadıklarımızın birebir anlatımı, hem de savunma belgeleri olduğu için yabancısı olmadığım bir şeydi. Böylesi çalışmaların gelecek kuşaklara geçmişte yaşanılanların objektif anlatılması açısından olumlu buluyorum. Kitapta isimleri geçen işkencecilerin birçoğu bana da işkence yapmışlardır. Doktor lakaplı Kemal Yazıcıoğlu işkencelere gerçek doktormuş gibi beyaz önlük giyerek katılırdı ve işkence yapacağı şahsı kitapta anlatıldığı gibi sanki ameliyat ediyormuşçasına masaya yatırarak vücudunun değişik yerlerine elektrik vermek suretiyle işkencesini sürdürürdü. Kemal Yazıcıoğlu haricinde “Japon” lakabı taktığımız Tuncay Yağmur, Münir Yazgıç, Bekir Pullu, Rıdvan Güler benim işkencelerime bizzat katılmışlardır. Şimdi diyeceksiniz ki gözleriniz bağlı olduğu halde bu şahısları bu kadar teferruatlı ve hem de isimleriyle nasıl tanıyabildiniz. Ben DAL işkence hanesinde uzunca bir süre kaldım ve insanoğlu öylesine garip bir yaratık ki, gözlerine bağlı olan kara bağcıklar bile bir zaman sonra insanla bütünleşiyor ve bağcıklar yokmuşçasına karşımızdakileri görüyorduk. Bu sayede işkencelerimizi izlemeye gelen Kenan Evren ve Nurettin Soyer’i ben bizzat gördüm.

DAL işkencelerinin diğer önemli bir yanı da kitapta anlatılan işkencelerden ayrı olarak, şimdilerde Guatemala’da El Kaide üyelerine verildiği söylenen ilaçların o yıllarda bizlere verilmiş olması gerçeğidir. Bahsedilen psikolojik ilaçların bizlere zorla pipetlerle içirilen sütlerin içinde verildiğini zannediyorum. Süt ağzımıza damlatıldıktan sonra hücreye atılıyorduk ve hücrenin içinden su çıkıyormuşçasına halüsinasyonlar görüyorduk. Daha sonraki yıllarda cezaevinde konuştuğum Mehmet Ali Yılmaz’da aynı halüsinasyonları gördüğünü bana anlatmıştı.

Kitap 12 Eylül adaletini anlatması açısından da ibretlik. Bu adaletin adaletsizliğini ve bugün günah çıkarma hezeyanlarına kapılanlar açısından zamanın Ankara Sıkıyönetim Savcısı Nurettin Soyer’in samimi olmayan anlatımları ibretliktir. O Nurettin Soyer ki vücudumdaki ve yüzümdeki yara bereler karşısında “ ne o Önçler, merdivenden mi düştün?” diye benimle alay ettiği gibi, emniyette işkence altında alınan ifadeleri kabul etmediğimi söylediğimde kapıda bekleyen polislerin önünde yerinden kalkarak “sizin savcılık ifadelerinizi de işkence altında almak lazım” diye tehditler savurarak üzerime yürümüştü. Bunu şunun için anlatma gereği duydum; o yıllar anlatılırken sanki “demokrat savcılar ve hakimler” varmış da kör olası sıkı yönetim komutanları karşısında bir şey yapamıyormuş havası estirenler var da onun için belirtme gereği duydum. Bana göre 12 Eylül adaletsizliğine yetkili yerlerde olup ta ses çıkarmayan ve ona boyun eğen herkes Kenan Evren kadar suçludur. Bizi yargılayan duruşma hâkimi Ekrem Çelenk, 12 Eylül’ün adaletsizliğini kaç yıl sonra anlatma gereği duymuş! Ama o Ekrem Çelenk ki gerek DAL’da bizlere yapılan işkenceleri, gerekse Mamak Cezaevinde yapılan işkenceleri her anlatmaya kalktığımızda bizleri azarlamış, duruşma salonlarından çıkarmıştır. Mesela benim gibi 14 arkadaşımda iki defa duruşmadan atıldığımız için, bir daha mahkemeye hiç çıkarılmadık. Hakim karşısında savunma dahi yapamadık.

Kitapta Yenimahalle Sağlık Ocağına götürüldüğümün beyanları var, tabi ki bu beyanlar polis beyanları. Ben DAL’dan Mamak Cezaevine getirildiğimde ya da Mamak cezaevinden DAL’a işkence görmek için defalarca götürüldüğümde de hiç doktor yüzü görmedim. Polisler kendi kendilerine doktora götürmüş gibi tutanaklar tutmuşlar.

Bizler faşizme karşı niçin mücadele ettiğimizi mahkemelerde anlattık, savunmalarımız ortadadır. Ama o işkenceciler ki işkence yaptıklarını söylemekten korkacak kadar korkaktırlar. Zamanın devlet başkanı Kenan Evren televizyonlara çıkıp “örgüt propagandası için işkence gördüklerini söylüyorlar” yalanını söylerken DAL’a gelip bizlere nasıl işkence yapıldığını da seyrediyordu.

Tarih egemenler tarafından yazıldığı suretle bu gerçekler göz ardı edilecek, saklanacaktır. 12 Eylül ile yüzleştiğini söyleyenler de tıpkı 12 Eylül gibi emekçilerin kendi elleriyle yaratacakları yeni bir dünya da hak ettikleri yerleri bulacaklardır.

 


Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome