Doğurmama Tercihi Temel İnsan Hakkıdır - Utku Çakırözer

28 Mayıs 2012 Pazartesi

Başbakan Tayyip Erdoğan, önceki gün ve dünkü açıklamalarında yeni bir tartışma başlatarak “Her kürtaj bir cinayettir, bir Uludere’dir. Buna kimsenin müdahale etme hakkı olmamalı” değerlendirmelerini yaptı.


Son dönem yaşadıklarımız, Erdoğan’ın bu tür her açıklamasını aynı doğrultuda kaygı verici bir yasal düzenlemenin izlediğini öğretti bize. Başbakan’ın “dindar nesil” arzusu doğrultusunda 8 yıllık kesintisiz eğitim bölünürken, “muhafazakâr sanat” tartışmalarının ardından da şehir ve devlet tiyatrolarının özelleştirilmesi noktasına geldik.

Hedefi yasaklamak
Erdoğan’ın kürtaj konusundaki son açıklamaları da büyük olasılıkla 1983 yılında çıkarılan ve ailelere istenmeyen gebelikleri sonlandırma tercihi tanıyan 2827 sayılı Aile Planlaması Yasası’nı hedef almakta.
Erdoğan’ın yaklaşımını, ülkemizde kadın sağlığının hızla iyileşmesinde devrim niteliğindeki o yasanın çıkmasında büyük emeği geçen, Türkiye’nin önde gelen ana çocuk sağlığı ve aile planlaması uzmanlarından Prof.Dr. Ayşe Akın ile Türk Tabipler Birliği Genel Sekreteri Dr. Feride Aksu Tanık ile değerlendirdik. Başta Erdoğan ve kurmayları olmak üzere, kürtaj tartışmasına katılacak tüm tarafların karar vermeden önce, bu değerli uzmanların uyarılarına kulak vermesinde yarar var.
Hacettepe’de 42 yıllık hizmetinin ardından Başkent Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanlığı ve Kadın Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Araştırma Uygulama Merkezi Müdürlüğü görevlerini yürütmekte olan Akın, kürtaj karşıtı görüşlere karşı şu temel noktaya dikkat çekiyor:

Anne ölümleri böyle azaldı
“Türkiye’de anne ölümlerini azaltan en önemli faktör Aile Planması Yasası ve istenmeyen gebeliklerin sonlandırılmasına izin verilmesidir. 1965 Nüfus Planlaması Yasası’na kadar yılda 10 bin kadın istenmeyen gebelikleri sonlandırmaya bağlı nedenlerden ölüyordu. Nusret Fişek, Hüsnü Kişnişçi, Ziya Durmuş, Nejdet Erenus gibi hocaların önderliği ile bu acı gerçek görüldü ve 1965 yasası çıktı. Orada kürtaja yalnızca medikal durumlarda izin veren düzenleme getirildi. Ancak bir miktar azalma olsa da, kadın ölümleri devam etti. Yaklaşık 300 bin düşük oluyor ve bunun 50 bini sağlıksız koşullarda yapılıyordu. Bunun önüne geçmek için 1983 yasasıyla hem aile planlamasının daha iyi uygulanması için ebe hemşirelere rahim içi araç uygulama yetkisi verdik. Hem de 10 haftaya kadar gebeliklerin sonlandırılabilmesini yasallaştırdık. Bu önlemler sayesinde düşük nedeniyle ölümlerde dikkat çekici düşüş sağladık. Önceden anne ölüm hızı, ‘100 bin canlı doğumda 250’ iken, bu yasalar sayesinde bugün bu oran ‘100 bin canlı doğumda 28’lere düşürülmüştür.”

Kadın eve kapanacak
Dr. Tanık ise sağlık endişelerinin yanı sıra konunun bir o kadar önemli olan diğer boyutuna dikkat çekiyor:
“Doğurma ya da doğurmama tercihi temel bir insan hakkıdır. Kürtajı yasaklamak bu temel hakkı kadınların elinden almak demektir. Türkiye’nin doğurganlık oranı ortalama 2.15 gibi gayet normal bir oran. Bu oranın korunması 2040’lara kadar nüfusun azalmadan yenilenmesine olanak sağlıyor. Bunun ‘üç çocuk, beş çocuk’ diyerek arttırılmasına ihtiyaç yok. Aile planlamasına karşı çıkarken bir de kürtajı yasaklamanın sonucu bellidir: Sürekli doğurup eve kapanarak çocuklarına bakmak zorunda kalan kadınlar...”
Prof. Akın da bunun kadın erkek eşitsizliğini daha da derinleştireceğine işaret ederek “Kadını kontrolü dışında doğuma teşvik etmek, ekonomik özgürlüğünü elinden almakla eşanlamlıdır. Kadın erkek eşitliğinde şu anda bile 135 ülke arasında 122. sıradayız. Bu uçurumu daha da açmak mı istiyoruz?” sorusunu yöneltiyor.

İlkelliğe mahkûm etmeyin
Kürtajın yasaklaması durumunda karşımıza çıkacak tabloyu ise şöyle tarif ediyorlar:
“Rahim içine şiş sokma, ebegümeci, Aspirin koyma, yüksekten atlama, ağır kaldırma gibi ilkel yöntemlere dönülecek ve gebelik nedeniyle ölümler yeniden yükselişe geçecektir. Bir Başbakan, Türk kadınını bu ilkel metotlara mahkûm etmemelidir.”
Erdoğan’ın kürtaja karşı çıkma gerekçelerine de Akın ve Tanık’ın akılcı ve somut iki önerisi de var:
“Çocukların yaşama hakkını savunuyorsanız, asıl önceliği sayıları yılda 35 bini bulan ölü doğumlar ve doğum sonrası ölümlerin önlenmesine verin. Yok ille de kürtaja karşıysanız bunu önlemenin yolu da bireylerin temel insan hakkı olan doğurganlıklarının düzenlenmesi tercihini elinden almak yerine, yeterli ve nitelikli aile planlaması hizmeti vermektir. Koruyucu sağlık hizmetlerine erişimi kolay ve bedelsiz hale getirin!”
***
Terazinin kefelerindekiler belli...
Bir yanda, ya sürekli doğurarak eve kapanan ya da gebeliğini ilkel yöntemlerle önlemek isterken hayatını kaybeden kadınlar...
Diğer yanda ise üreme ve toplumsal hayata katılım hakkını elinde tutan, erkeğiyle eşit kadınlar...
Kürtaj tartışmasının taraflarına sormak lazım.
Sizin tercihiniz hangisinden yana?

Utku Çakırözer
Cumhuriyet Gazetesi


Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome