Halil Berktay'a Açık Mektup - Utku Şentürk

8 Mayıs 2012 Salı

Taraf yazarı Halil Berktay’ın 1 Mayıs 1977 katliamı ile ilgili “Ateş açıldığı palavra. Birbiriyle çatışan solcular kendi rezaletinden mağduriyet yarattı” şeklindeki açıklaması gündeme bomba gibi düştü.


Unutulan popçular gibi arada böyle flaş açıklamalarla gündem yaratmayı seven televole tarihçisi Berktay ve en son Muhsin Yazıcıoğlu’nu Mirgün Cabaz’ın “öldürdüğünü ortaya çıkartan” Taraf gazetesinin kuyuya attığı taşı şimdi herkes çıkartmaya çalışıyor. Aslında bu mesnetsiz kontrgerilla ağzı ile yöneltilen ve  devleti temize çıkartma gayesi güden saçma iddialara cevap vermeye tenezzül bile etmemek gerekti. Ancak Berktay’ın Demirel ve kontrgerilla ile aynı koroda aynı peşrevi çekmesi sinirleri de ziyadesi ile geriyor.

Taraf Gazetesi ilk çıktığı günden bugüne CHP’yi, Aydınlık’ı, BDP’yi ve tüm Sosyalistleri bir torbaya atarak birlikte değerlendirmekten imtina etmiyor. Taraf’a göre tüm solcular Kemalist, darbeci, Stalinist. Ama neyse ki biz Taraf’ı değerlendirirken Taraf’ın toptancı, indirgemeci bakış açısı gibi bir bakışa sahip değiliz. Taraf’ta her şeye rağmen birkaç elle tutulur gazetecinin, yazarın varlığına inandık. Bu inancımızı Taraf’ın en onurlu kalemi olarak saydığımız Ümit Kıvanç’ta boşa çıkarmadı ve sosyalist sola düzenlenen bu linç kampanyasına karşı tavır sergileyerek istifa etti. 5 Mayıs Cumartesi günü son kez yayınlanan köşesinden Kıvanç durumu şöyle değerlendiriyordu;

“1 Mayıs 1977, iyi tasarlanmış bir devlet operasyonuydu. Solcular arasındaki akıl almaz gerginlikten yararlanarak, birileri, sosyalistlerin belini bir daha doğrulmayacak şekilde kırdılar. O meydana birçok yerden ateş açıldı. İnsanları vurup öldürmekten çok, panik ve izdihama yol açma gayesiyle. (Yine de, vurulanlar oldu.) Alanın çevresinde görevli polislerin çoğunun bile olacaklardan haberi yoktu. “Vazifeliler” belli ki daha sıkı ve gizli bir operasyonun ruhuna uygun olarak hazırlanmıştı. Velhâsıl, 1 Mayıs 1977, bir katliam girişimiydi, otuz küsur insanın öldüğü bir olaya ille de katliam denmek istenmiyorsa.”
Evet 1 Mayıs 1977 öncesi TKP ve DİSK’in başını çektiği Sovyetik cephe ile Aydınlık, Halkın Kurtuluşu, Halkın Yolu, Halkın Birliği ve TİKKO gibi Maocu- Enver Hocacı blok arasında şiddetli bir gerilim vardı. Bu gerilimin en büyük sorumlusu da yıllarca devletle, ordu ile polisle ve kontrgerilla ile birlikte yürüyen Aydınlıkçılardır. Gazetelerinde yayınladıkları yazı dizileri ile tüm Sosyalistleri “sahte sol” olarak itham eden ve devrimcilerin evlerinin krokilerini polisle, MİT’le paylaşan bu ajan-provakatör örgüt 1 Mayıs 1977 öncesinde de ortamı ısıtarak solu sola kırdırmak misyonunu üstlenmiştir. Şimdi günah çıkartan Halil Berktay ve onu destekleyen Oral Çalışlar’ın provakatör Aydınlık gazetesinin Yazı İşleri Müdürü be Baş Yazarı olduklarını unutmamak gerek. Böylesi bir siyasi geleneğin sorumlularının katliamdan sosyalistleri sorumlu tutan ve dolaylı olarak devleti aklayan yöntemi tartışmanın doğru yürümesini engelliyor.

Konuya dair Hakan Tahmaz’ın da yorumlarına kulak verelim;
“Halil Berktay, yüzleşmeyi, 1 Mayıs 77 olaylarına çanak tutan siyasal çevrenin en önde gelenlerinden bir olarak iddialarını son günlerde eski özel timcilerin, JİTEM’cilerin, darbecilerin itiraflarına benzer tarzda soyut bir biçimde yapıyor. Aydınlık çevresinin bir sorumlusu olarak ne tür kararlarla ve pratiklerle, 1 Mayıs 77’de provokasyon zeminin oluşmasına hizmet ettiğini açıklamıyor. Sol örgütler içerisinde ajanlar olduğundan söz ediyor. Doğrudur. Ama biz biliyoruz ki, en fazla ajan dün de bugünde kendisinin yöneticisi olduğu siyasal çevreden çıktı ve o çevre gönüllü ajan olarak çalışmayı dün de bugünde siyasal bir rol olarak üstlenmişti.
Eski aydınlıkçılar provokasyona yol açmamak için 1 Mayıs’a, siyasi örgütleriyle değil sendika, meslek örgütü gibi dernekler katılma kararı almakla övünüyorlar. Ama bunun kendisinin provokasyona açık bir tutum olduğu atlıyorlar. Bu kararlarında bir sorun görmemeleri başlı başına bir sorun. Neden katılmama kararı almadılar. Her şeyin detayını en ince ayrıntısına kadar hatırlayan Berktay’ın, Beşiktaş tarafından yürüdüğü korteji hatırlamaması ilginçtir. Doğrusu Aydınlıkçıların 80 öncesi bu tür netameli zamanlarda polisler yan yana yürüdüklerini hatırladığımda ürperdim.”
Dönemin çatışmalı atmosferinden sorumlu bir diğer grup ta tabii ki alana “Maocu revizyonist” olarak adlandırdıkları grupları sokmamaya çalışan TKP. Gelin görün ki TKP’nin o dönemki MK’sı Nabi Yağcı da Taraf yazarı olmuş bugünlerde. Sosyalistleri birbirlerine kışkırtan Halil Berktay ve Nabi Yağcı şimdi hiçbir özeleştiri vermeden, hiç kimseden özür dilemeden sadece sosyalistlere hakaret ederek ve onları suçlayarak geçmişin günahlarından arınabileceklerini sanıyorlar.
1 Mayıs 1977 katliamı 12 Eylül darbesine giden yolun temel taşlarından birisidir. Derin devlet ve bu tür derin yapılar her zaman ilk kurşunu atacak birilerini bulmakta ve içeri sızıp gelişmeleri maniple etmekte ne kadar usta olduğunu akıldan çıkartmamak gerek. Kaldı ki o dönemde günümüze nazaran tüm sol örgütler yapılar sayıca çok kalabalıktılar. Bu kadar büyük bir kitleyi Leninist-Stalinist bir örgüt şablonu ile kontrol etmek zordu. İster istemez örgüte, partiye, yapıya ajanı da, provakatörü de, iş birlikçisi de girecekti. Aslında tartışılması gereken bu noktalardır. Sosyalistler sütten çıkmış ak kaşık değiller. Herkesin ama az ama çok günahları, hataları vardır. Ama Ümit Kıvanç’ın da dediği gibi “Bugün solculuk, sosyalizm vs. adına yenen haltları teşhir etmek başka şeydir zamanında solcuların katledilişini de solcuların üstüne yıkmaya kalkmak başka şey.”

Sosyalistlerin hatalarını eleştirmek adına yola çıkıp 1 Mayıs katliamında devletin rolünün küçültülerek sol guruplar arasındaki çatışmasının rolünün büyütülmesinin sorulacak hesabın yolunu kestiğinin de farkında olmak gerekiyor. Maocular ve TKP-İGD silahlarının katliama sebep olduğunu söylerken, üstümüzden vızır vızır gecen kurşunların, insanları ezen panzerlerin, yolları tutan kamyonetlerin sorumluluğunu Maoculara mı yoksa TKP’ye mi yükleyeceğiz? Bütün bunlar konuşulsun elbette ama insaf ve mantık sınırlarını zorlamayalım. Ancak Sosyalistleri ve Sosyalizmi itibarsızlaştırmayı amaç eyleyen Berktay ve şurekasından şu 9 sorunun mantıklı yanıtlarını istiyoruz. O zaman amaçlarının bağcıyı dövmek değil üzüm yemek olduğuna ikna olacağız.

1.    Panzerleriyle su sıkıp, siren çalarak, bomba atarak ve ateş ederek 34 kişiden 29′unun ezilerek ölmesine sebebiyet veren Emniyet Müdürleri, İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararına rağmen neden hala bulunabilmiş değil? Mahkemenin tezkere ve talimatlarına rağmen, bu makamlar neden mahkemeye cevap verme gereği bile duymuş değil?

2.    Taksim alanı katliam günü polis tarafından kordona alınmıştır. Giriş ve çıkışlarda arama yapılmıştır. Buna rağmen Renault marka bir araç içinde 4 kişi ellerinde silahlarla alana girmiş ve kitle üzerine ateş açmıştır. Daha sonra ise Gümüşsuyu tarafından kaybolmuşlardır. Bu kişilerin görevi nedir? Kimlerdir ki, sıradan polis memurları bile bunlara müdahale edememiştir?

3.    Sular İdaresi üzerinde ellerinde uzun menzilli silahlar bulunan sivil giyimli kişilerin, katliamdan önce de orada bulunduğu resim ve filmlerle sabittir. Bu kişilerin resimleri büyütülerek, adli tıbba gönderilmesine rağmen bu kişilerin kimler olduğu neden polis tarafından açıklanmamıştır?

4.    Sular İdaresi arkasında görevli Jandarma Komando Birliği Komutanı Abdullah Erim, “Buradan ateş edenlerin 20’sini yakalayıp Taksim Parkı‘ndaki tuvaletin arkasında bulunan askeri birliğe teslim ettim. Sonradan Emniyet yetkilileri gelip bu kişileri ‘Emniyete götüreceğiz’ deyip oradan almıştır” demesine rağmen bu kişilerin yargı önüne çıkartılmasına kimler engel olmuştur?

5.    İntercontinental Oteli günlerce öncesinde boşaltılıp kontrolden geçirilmiş olmasına, giriş ve çıkışlar yasaklanmasına ve otelin 4, 5, 6, 7 ve 8. katları tamamen polislerce kullanılmasına rağmen, bu katlardan kitle üzerine kimler nasıl uzun menzilli silahlarla ateş edebilmişlerdir? Kapıda nöbet tutan 100′ü aşkın resmi polis nasıl olmuş da bu silahlı kişilerin giriş ve çıkışına müdahale etmemiştir?

6.    Yine otelin yanındaki “İnşaat Özalit” yazılı binadan, Pamuk Eczanesi üstündeki katlardan ve emniyetçe boşaltılıp aranmış olmasına rağmen çiçekçinin bulunduğu binadan kimler kitlenin üzerine nasıl 2 bini aşkın mermi boşaltmıştır? Binalara silahları ile girip, silahları ile nasıl çıkmışlardır?

7.    Ateş açılan noktalar herkesçe görülmesine rağmen, polis, neden bu binaları kuşatıp katilleri etkisiz hale getirme teşebbüsünde bile bulunmamıştır?

8.    Bu kanıtlara rağmen, 1 Mayıs davasında 98 kişi dışında neden kimse yargılanmamıştır? Dönemin Emniyet Müdürleri, İçişleri Bakanı ve Başbakanı neden bu katliamın üstünün örtmek için elinden geleni yapmışlardır?

9.    Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel, katliam kendisine daha önce ihbar edilmiş olmasına rağmen, neden katliamı önleyecek girişimlerde bulunmamıştır? Bu ihbarı kendisine yapanları neden yargı önüne çıkartmamıştır?

M.Utku Şentürk
Gazeteci

 


İlgili Yazılar

Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome