Hayat Gerillacılığı- Melih Pekdemir

1 Kasım 2011 Salı


Havada toprakta suda ölüm kokusu var. Çünkü toplumda dağlarda şehirlerde köylerde sokaklarda hanelerde ölüm kokusu ve ölüm korkusu var.

Sebebi hangisi? Kürtçe’deki Erdhejîn mi? Türkçe’deki Deprem mi?

Ama Kürtçe’de ve Türkçe’de ortak bir kelime daha var: Zelzele. Yani? Erdhejîn ve deprem’in bir başka Ortadoğu dilindeki, Arapça’daki karşılığı... İster şimdi esen/estirilen “rüzgârlara” bakıp “isyanın dili” deyin, ister kitabına bakıp Kuran’ın dili... İşte o dilin...

Erdhejîn olunca sadece Kürtler ölmüyor. Deprem olunca sadece Türkler ölmüyor.

Ama Ölüm Tacirleri hep yaşıyor.

(Deniz Fenerindeki tüm tutuklular ve dahi tüm Hizbullah tutukluları serbest bırakıldı. Tıs yok. Ölüm sessizliği. Kredi faizleri son 5 yılın en üst seviyesine çekilirken memura yapılan mesai zammı 10 kuruş seviyesine çekildi. Tıs yok. Ölüm sessizliği. Öğrenci harçlarına yapılan zam son 10 yılın en yüksek seviyesine çıktı ve tam 7 kalem eşyaya yüzde 14 - 17 arasında zam yapıldı.  Tıs yok. Ölüm sessizliği. Anayasa tartışmasına hazırlanan Profesör Büşra Ersanlı ve gazeteci-yazar Ragıp Zarakolu KCK’lı diye tutuklandı. Tıs yok. Ölüm sessizliği.)

Acaba Ölüm Tacirliği ile Din Tacirliği aynı madalyonun iki yüzü müdür?

***

Bu sorunun cevabı, bundan dört yıl önce (24 Eylül 2007) “Elhamdülillah laikiz!” başlığıyla yazdıklarımda vardı:

En kolay cevaplar din hakkındaki sorulara verilir. Çünkü din insanların aklına gelen en zor sorulara en basit ve ikna edici çözümleri bulabilmektedir. Din bu yüzden bilimden daha fazla kabul görür. İnsanlar elbette ancak bilim sayesinde hakiki bilgilere ulaşabilir, hayatlarını kolaylaştırır, dertlerine çare bulurlar; ama tek bir şey hariç: ÖLÜM! Oysa din, insanların en büyük korkusu olan ölüm karşısında bulunmuş tek çaredir. Bütün dinlere ölüm kokusu sinmiştir ve insanları işte bu koku cezp eder. Dolayısıyla din, ideolojilerin ideolojisi, yani gelmiş geçmiş en büyük anlatı (mega mega narrative!) olma gücüne sahiptir. Her ideoloji öncelikle dine paralel ya da karşıt muhtevasıyla algılanır. Bilimsel bilgiyle hiç temasları olmayan insanların dinsel argümanlarına, değerlerine itiraz edince, en başta, onları ölüm korkusuyla yüzleştirmiş olursunuz! Bu sefer sizden korkarlar ve tekrar mecburen ve daha sıkı şekilde dine sığınırlar. Dinin işgal ettiği düzlemde, onunla rekabet etmek mümkün değildir. Ve İslamiyet… Malum, dinler arasında ölüme çare bulmakla yetinmeyip hayata da en fazla müdahale eden, hayatın her alanında hükümlere (ahkâma) sahip olan bir dindir. [Yani din uhrevi bir anlatımdan çok “Efendi”lerin dayattığı hayatın ideolojisidir.]

Ölüm korkusu, kısmen de olsa yaşama mutluluğuyla telafi edilebilir. İşte bu yüzden, mesela Özgürlükçü Sosyalizm, bu korkuyu bastırabilecek tek mutluluk çaresi olma iddiasını çoğaltmalı, bir “mutluluk ideolojisi” olarak kendini yeniden kurgulamalıdır. Siyasi İslam karşısında ilk ikna edici adımlar ancak böyle bir kurgunun çizdiği güzergâhta atılabilir.

İşte hayat… İşte ölüm… Sonuçtan emin olan Recep Tayyip Erdoğan, son yılların en büyük şakasını yaptı: “Hamdolsun laikliği hâkim kıldık!” deyiverdi.

***

Bunları ve özellikle Erdoğan’ın o sözünü tekrar okuyunca aklıma geliverdi: Ölüm Tacirliği tam da hayatın kontrgerillacılığı gibi bir şey değil mi? Ölüm tacirleri, hayat kontrgerillası olunca, bize düşen de hayat gerillası olmak değil mi?

Ölüm ve Hayat arasında ezelden beri bir çatışma var. Çatışmanın gidişatı hesaplanırken her daim bir geriye sayım söz konusu: Ya bir yeni başlangıç ya bir kaçınılmaz son için.

Öyleyse geriye sayımın bitiminde hem doğum hem ölüm olabilir... Doğum sancısı ile ölüm sancısı birlikte çekildiğinde, bunu bildiğimizde, yani içgüdülerimizin ötesinde bilincimiz böyle söylediğinde, artık kendi araf’ımızdayızdır!

10, 9, 8....

Peki ama geriye sayımın serenadı neden alfabeyle değil de rakamlarla? Matematiksel bir kesinliği dile getirdiğinden mi? Öyle olmasaydı, “z” ile başlardı “a” der biterdi.

“z”, Yunanca’da ölümsüz demek.

“a”, her dilde, nida, haykırış ifadesi.

Ölüm Tacirlerinin yarattığı sessizlikte susmuyoruz.

Geriye sayım değil, ileriye, geleceğe sayım yapıyoruz: İşte bu yüzden, dönüp dolaşıp başa gelsek de, yine “a”dan başlamış oluyoruz. Çünkü Ölüm’ü (ahreti) değil Yaşamayı ( bu dünyayı) savunuyoruz. “Sıfır” demiyoruz, “a” diyoruz. Alfabenin ilk harfi. Ya da haykırış.


Yazarlar:Melih Pekdemir

İlgili Yazılar

Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome