Kenan Evrenlerin Yargılanması Üzerine - İlhan Kamil Turan

4 Nisan 2012 Çarşamba

Bugün dünya ve Türkiye’ye ilişkin ekonomik, siyasal gerçeklerin az çok farkında, az çok aklı başında bir insan için, AKP’nin, 12 Eylül’ün tam olarak doğrusal bir biçimde olmasa da, düzenin sarmal biçimdeki hareketince oluşmuş, yaratılmış bir ürünü olduğu çok açıktır ve bunun için AKP icraatlarını her daim sıralamaya gerek yoktur.


21 Mart tarihli Vatan gazetesindeki habere göre, 12 Eylül cuntacılarından yaşayan son ikisi, Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya, yargılanacakları mahkemeye avukatları aracılığı ile bir savunma metni göndererek kendilerini “ihtilal” yapan “ihtilalci” ve “kurucu irade, kurucu iktidar” olarak göstermişler.

İçinde bulunduğumuz tarihsel kesitte bütün düzenlerin temel belirlenimleri bağlı bulundukları sınıf çıkarlarına dayalıdır. Her ne kadar bu temele dayanan, siyasal ve askeri zoru içeren düzen içi iktidar değişim ve dönüşümleri, Türkiye’de 27 Mayıs’tan sonra “ihtilâl” olarak adlandırılmışsa da buna kanacak ve kandırmaya izin verecek değiliz.

Emperyalist politikalar ve düzen içi gerekliliklerin basbayağı darbecileri olan bu zatlar, yargılanmalarına dair duydukları kaygılardan olsa gerek, kendilerini “ihtilâlci” olarak görmeseler de öyle sunmuşlar. Savunmalarına hukuki gerekçe oluşturan 27 Mayıs darbesini bugün açıkladıkları gibi bir “ihtilâl” olarak görüyor idiyseler, bu “ihtilâlciler” “27 Mayıs Anayasa ve Hürriyet Bayramı”nı neden kaldırdı gibi sorular ve yanıtları günümüz liberalleri ile onların arasındaki bir ihtilaf konusu olabilir. Ama biz konunun bu tarafını sahiplerine bırakalım.

Zamanında “Atatürk devrimcisi, inkilâpçısı” olarak ortalığı kasıp kavuran bu baylar kendilerine “ihtilâlci” deseler de “devrimci” diyemiyorlar, “inkilâpçılığı” da kullanamıyorlar. Bilinir, ihtilâl Arapça bir sözcüktür ve Türkçe karşılığı devrim’dir. Atatürk’ün Türkçesinden ve devrimlerinden uzaklaşıp Arapça ve devrim ile aynı anlama gelen ihtilâlciliğe sığınıyorlar. Gene Arapça olan “inkilâp” da diyemiyorlar, çünkü bu sözcük/kavram, (TDK Sözlüğünde belirtildiği gibi) “bir durumdan başka bir duruma geçiş, dönüşüm” olarak tanımlanıyor ve bu haliyle savunmalarını kurma olanağı verecek bir kavram değil. Onlar “Atatürk inkilâpları” v.b. deyiş ve kullanımları da geride bırakıp, “kurucu irade, kurucu iktidar” gibi kavramların tek karşılık  bulabileceği devrimlere/ihtilâllere ait bir alana girip savunmalarını oradan kurmak istiyorlar.

* * *
Oysa devrim, “sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış bir kitleyiz” yaklaşımındaki sınıfsızlık zorlamasına uygun bir şekilde, TDK Sözlüğünde yapıldığı gibi anlam kökünü bir “isim” olmakta bulmadığı gibi, ilk anlam olarak “çevrilme, katlanma, bükülme”yi ya da ikinci anlam olarak “(dil inkilâbının ilk yıllarında) inkilâp”ı anlatmaz. TDK’nın üçüncü anlam olarak belirttiği “(son yıllarda) İhtilâl: Fransız devrimi” daraltması ile de geçiştirilemez.

Devrim veya ihtilâl, burjuva devrimleri de dahil olmak üzere, iktidarın, çıkarları uzlaşmaz nitelikteki sınıflar arası el değişimi (siyasal devrim) ve bütün toplumsal yapının siyasal devrimin nihai hedefleri doğrultusunda yeniden örgütlenmesi (toplumsal devrim), emekçilerin yönetime katılması, yönetmesi ve eski durumlarını yadsımalarıyla ilgili sınıfsal, siyasal, toplumsal, tarihsel bağıntıları bulunan bir kavramdır. Proleter devrimleri/halk devrimleri açısından ana sorun ise siyasal/toplumsal devrimin sürekliliği ve bir dünya-tarihsel plan eşliğinde sınıfsız topluma yönelim veya geçiş ile belirlenmektedir. Kısaca bu “içeriği, biçimi ve belirlenimi” ile devrim veya ihtilâl her babayiğidin benimseyebileceği bir şey değildir.
Görüldüğü gibi devrim veya ihtilâl, TDK’sından Kenan Evrenlerine kadar bütün düzen aktörleri tarafından uzak durulması gereken veya içi boşaltılması gereken bir kavramdır.

* * *
12 Eylül faşizminin önce bir darbe biçimi altında uygulanmasının birden çok nedenleri bulunmaktadır.

İç dinamikler ile bağıntılı dış etkenleri, emperyalizm ile sosyalist ülkeler arasındaki “soğuk savaş” koşulları içinde Sovyetler Birliği’nin 1979 yılında Afganistan’a müdahalesi ve gene 1979 yılında İran İslam Devriminin gerçekleşmesinin

Yakındoğu ve Ortadoğu’da emperyalizmin çıkarlarını tehdit etmesi olarak özetleyebiliriz.

İkinci neden, Türkiye kapitalizminin içinde bulunduğu ekonomik bunalıma burjuvazinin çözümü olarak emeğin, işçi sınıfının kazanım ve haklarının gasp edilmesi istemidir.

Üçüncü neden, ikinciye bağlı olarak Türkiye kapitalizminin 1961/63-1980 dönemine damgasını vuran kalkınmacı, “karma ekonomi”li sermaye birikiminden dolu dizgin piyasacılığa, serbestleştirmelere geçişi içeren ve yeni liberal programatik dönüşümü koşullayan 24 Ocak ekonomi kararlarının gerektirdiği yeni sermaye birikimi gereksinimidir. Bunun uluslararası (emperyalist) nedenselliklerinin bulunduğu da zamanla anlaşılmıştır.

Dördüncü neden, bir “soğuk savaş” ülkesi olan Türkiye’deki sınıf mücadelesinin etkisizleştirilmesidir.

Beşinci neden de, burjuva siyaset alanının emperyalizm ve işbirlikçisi büyük burjuvazinin gereksinimlerine göre düzenlenmesidir.

İdeolojik planda ise 12 Eylül, o görece karanlık dönemde, eski içeriği boşaltılmış bir Atatürkçülük ve “Atatürk milliyetçiliği” eşliğinde anti-komünizmi, nesnel temel ve iç dinamikleri de bulunan dinin etkinliğini ve Türk-İslam sentezinin örgütlenmesi ve yaygınlaşmasını, “korku”nun maddi ve ruhsal bir belirleyici motif olmasını hedeflemiştir. 1984’ten, PKK çıkışından sonra ise “Atatürk milliyetçiliği”nin Türk milliyetçiliğine evrilmesi söz konusu olmuş, daha sonraları küreselleşme süreçlerinin yarattığı bazı milliyetçi öğeleri soğurma işlevi de bulunan bir milliyetçilik, bütün düzen güçlerince çerçeveleyici bir ideolojik motif olarak benimsenmiştir.

12 Eylül, en genel anlamda, 12 Mart faşizmine gerekçe oluşturan “toplumsal uyanışı” bastırma ve kapitalizmin azami kâr, azami sömürü ve siyasal zor bütünlüğü içinde topluma yeni bir yön vermenin önemli bir evresi olmuş; Anayasa ve yasa değişiklikleriyle bütün toplumsal yaşamı yeniden biçimlendirmiştir.

* * *
Bugün dünya ve Türkiye’ye ilişkin ekonomik, siyasal gerçeklerin az çok farkında, az çok aklı başında bir insan için, AKP’nin, 12 Eylül’ün tam olarak doğrusal bir biçimde olmasa da, düzenin sarmal biçimdeki hareketince oluşmuş, yaratılmış bir ürünü olduğu çok açıktır ve bunun için AKP icraatlarını her daim sıralamaya gerek yoktur. Bu özellikle liberal tayfa ve ona eklemlenen “sol” güruh için böyledir. Onları hedefleyerek fazla izahata gerek yok! Konunun kendi iç seyri ve ona yönelik dış müdahalelerin nasıl oluştuğu daha önemlidir.

* * *
AKP Kürt, Roman, Alevi “açılımları”na, Kenan Evren-Tahsin Şahinkaya yargılamasına, v.b. neden gereksinim duyuyor? Öncelikle, tarihin, tarihin hareketinin sınıf mücadeleleri ile hızlanmadığı, ayrıştırıcı ve yeni bir bütünlük oluşturucu devrimci güçlerin devrede olmadığı koşullarda nesnel temeli bulunan birçok konunun, egemenlerce yanılsama, yanıltma mekanizmaları eşliğinde çeşitli dolaylılıklar üzerinden değerlendirilebildiğini, çarpıtılabildiğini görmek gerekiyor. Kendisini ortaya koymuş sorunlara karşı o sorunları, önceki belirlenim ya da olası yönlerinden ayrıştırarak, “çözüm” oyalamasıyla yedekleyici bir tutum geliştirmek, egemen sınıfların yönetme “sanatları” içine girmektedir. Bir sorunun ana kulvarından, öz eksenlerinden koparıcı tarzda ele alınması, egemenlerin gücüne güç katmaktadır. AKP de bunu yapmaktadır.

Üstelik AKP 12 Eylül üzerinden “darbe karşıtlığı” operasyonlarını (ki her türlü muhalefete uzanmaktadır), Ergenekon, asker, ulusalcılarla sınırlı olmayan daha geniş bir alana yaymaya çalışıyor. Özcesi AKP iktidara yerleşikliğini böyle sağlamaya çalışmaktadır. AKP kendi tabanı karşısındaki militan algı sürekliliğini bu tür araçlarla kurmaktadır. Ayrıca pek sevmese de liberallerin ve “sol”dan takviyelerin devamını sağlamak için bu tür yollara ve ayrıca bu politikaların siyasal zor ile birlikteliğine muhtaçtır. Sivas davası kararı için “hem ailelere, millete hayırlı olsun” denerek siyasal zor onanır, hem de, “kararın beş kişi ile sınırlı olduğu” söylenerek soruşturma sürdürülür v.b. Benzer hangi konu olursa olsun AKP’nin stratejisi üç aşağı beş yukarı böyledir.

Biraz yukarıda AKP’nin 12 Eylül’ün tam olarak doğrusal bir biçimde olmasa da, düzenin sarmal biçimdeki hareketince oluşmuş, yaratılmış bir ürünü olduğunu belirtmiştim. Bu noktada düzenin birçok özne ve parçadan oluştuğunu unutmamak gerek. Düzenin iç karşıtlıkları da bulunmaktadır. Birbirine karşıt çıkarlara sahip ama düzenin devamından yana öğelerin varlığı gerçekte düzenin kavranmasında yardımcı olmaktadır. Düzen, en temele inmeyen karşıtlıkları, çelişkileri de barındırır. Daha önemlisi kapitalizm, güç tapıncı ve rekabet olgusu eşliğinde iç çelişkilerini sürekli olarak üretir. Herkes herkes ile rekabet ve mücadele halindedir. AKP, iktidarını, bir düzen içi güç olmak ile zamanında basalanmış ya da belirlenilmeye çalışılmış olmak arasındaki sorunları çeşitli dolaylılıklar ve hiçbir duygudaşlığı olmayan diğer düzen güçleri üzerinden pekiştirmektedir. AKP, düzenle ekonomik, siyasi çıkar temelleri dışında duygudaş değildir ve bu konuda kendi içinde bile fazla ortak istememektedir.

“Darbeler” konusu, AKP’nin bir taşla birçok kuşu vurduğu bir konudur ve 12 Eylül yargılaması bu “güncel” (aslında eskimiş ama gündemde yer tutan) konu ile bütünlenmektedir. Başbakanlık Kenan Evrenlerin yargılanmasına dair havayı iyi koklamış ve bu nedenle davaya “müdahil” olmuştur. Türkiye siyaseti ara ara artık bu davayla meşgul olacaktır. Devrimciler, eğer apolitik değilseler bu davanın kuyularına düşmeksizin de AKP’nin ve 12 Eylül’ün gerçek yüzlerini, özgüllüklerini ve birlikteliklerini, kısaca ipliklerini açığa çıkartabilirler.

Bir şey kendi karşıtına da dönüşebilir ve dönüşmektedir de. İyi kavranırsa diyalektik bunu da öğretiyor. Şimdiki gündem, bütün güç ve olanak eşitsizliklerine karşın buna iyi bir örnek oluşturabilecek cinstendir.

Kenan Evrenler “ihtilâlcilik”ten söz etmişler ya, iyi, ne güzel, gerçeğini, sahicisini göstermenin zamanlarından biridir.
 


Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome