Ortadoğu Halkı Nasıl Özgürleşir- Önder İşleyen

6 Ekim 2011 Perşembe

Libya'da NATO ordusu ile birlikte savaşan ve Suriye'ye yönelik emperyalist politikaların savunuculuğunu yapan iktidar karşısında Türkiye'nin devrimcilerinin vereceği anti-emperyalist bağımsızlıkçı mücadele, aynı zamanda Ortadoğu halklarının özgürleşme mücadelesinin de bir zeminidir.


Libya’da NATO ordusu ile birlikte savaşan ve Suriye’ye yönelik emperyalist politikaların savunuculuğunu yapan iktidar karşısında Türkiye’nin devrimcilerinin vereceği anti-emperyalist bağımsızlıkçı mücadele, aynı zamanda Ortadoğu halklarının özgürleşme mücadelesinin de bir zeminidir.

ABD, Ortadoğu'da her tür etnik-dini farklılık ve çelişkileri kendi politikaları için bir enerjiye dönüştürerek egemenlik arayışını sürdürüyor. Ortadoğu'da halk isyanlarının yarattığı ‘kaos' da bu enerjinin kaynaklarından birisi haline getiriliyor. Mısır ve Tunus'ta yaşanan gelişmeler başlangıçta başka bir potansiyeli ve vaadi içerisinde taşıyordu. Bu isyanlar temelde neoliberalizmin yarattığı işsizlik ve yoksulluğa karşı gelişti. Dünya genelinde yaşanmaya başlayan karşı çıkışların da parçası olan ayaklanmalar Ortadoğu'daki nizamı sarsan etkiler ortaya çıkardı.

Kitlelerin kendi kaderine sahip çıkma iradesinin yeniden tarih sahnesine dönmesinin yarattığı olumlulukla birlikte devrimci-sosyalist paradigmanın yaşadığı güç kaybının henüz aşılamamış olmasından doğan çelişkilerle ilerleyen bu süreç parlama noktaları yaratarak/geri çekilerek ilerledi. Bu çelişkili süreç içerisinde egemen sınıfların ortaya çıkan ‘çatlakları' kontrol altına alma kapasiteleri görülmeden yaşanan gelişmelere soldan ‘devrim mutlaklığı' yükleyen ya da isyanı ‘diktatör-demokrasi' ikilemi içerisine sıkıştıran hatalı yaklaşımlar gelişerek, Ortadoğu'da Libya'dan Suriye'ye farklı biçimlerde süren, Suudi Arabistan ve Bahreyn'de başka yaşanan gelişmeleri tek bir düzlem içerisinde okuma yanlışlığına düşüldü.

Mısır ve Tunus'ta kendiliğinden gelişen halk isyanlarının ortaya çıkardığı enerji ve kaos büyük güçler tarafından kendi müdahalelerinin bir aracı haline dönüştürülerek, emperyalist politikalarına meşruluk kazandırılmaya çalışılıyor. ABD'nin Libya müdahalesi ile başlattığı süreç Libya ve Suriye halkının özgürlük mücadelesinin yolunu açmak değildir, halkın isyanı ile ortaya konulan özgürleşme potansiyelinin kontrol altına alınmasının bir aracına dönüştürülmeye çalışılmaktadır. Halkın isyanın ortaya çıkardığı enerjinin etnik-dini bir çatışma zemini içerisine çekilmesine ya da emperyal politikaların aracı kılınmasına engel olmanın yolu ise direnişlerin anti-emperyalist bir çizgide kendini geliştirdiği oranda başarılabilecektir.

***

Ortadoğu'da tüm bunlar yaşanırken, Türkiye solunda bazı şeyler ‘fena halde ters gidiyor'. Ya da buna ideolojik karmaşa içinde her şey birbirine karıştırılıyor denilebilir. Kafa karışıklığı bir yana kimileri kendi hallerini kerteriz noktası kabul edip ahkâm kesme hastalığından vazgeçmiyor.

Mesela ABD'nin –Türkiye üzerinden yürüttüğü- Suriye'ye dönük politikalara karşı anti-emperyalist tutum ‘Esatçılık' olarak değerlendirilebiliyor ya da NATO güçlerinin bombaları eşliğinde yaşanan iktidar değişim ‘hayırlı' görülebiliyor. Bu uyanıklar anti-emperyalizm tartışmasını Esad ya da Kaddafi'nin –konjonktürel- Amerikan karşıtlığı ile genelleyerek liberal demokratlıklarını da ‘özgürlükçü solculuk' olarak satıyor! Kaddafi ya da Esad rejiminin kötülükleri sıralanarak emperyalist müdahale karşısında tavırsız kalmaya davet etmek, bölgede yaşanan gelişmeleri ‘saf bir özgürlük mücadelesi' olarak görmek liberal akla teslim olmaktan başka bir şey değil.

Küreselleşme ve ABD'nin Ortadoğu'daki müdahalelerini ‘diktatörlere/bürokratik merkezlere/askeri vesayete karşı demokratikleşme' olarak gören bu yaklaşımlarla esas olarak sol, emperyalist politikalar karşısında dirençsizleştirilmeye çalışılıyor. Bu iklimde kimisinin demokrasiyi kimisinin devletsizliği kimisinin devrimi liberal demokrasinin içinde arayıp durduğu bir garabet içinde dolaşıp duruluyor. Oysa Ortadoğu'da gerçek özgürlükler mücadelesi ancak halkın –neoliberalizme karşı Mısır ve Tunus'ta gelişen isyanını- kendi kontrol alanına çekmeye çalışan emperyalizme karşı durarak gelişebilir. Bu mücadele de –kimileri Türkiye'li sosyalistlerin ne yaptığı Suriye'nin özgürleşme mücadelesini etkileyecek gibi görünmüyor diyedursun- Libya'da NATO ordusu ile birlikte savaşan ve Suriye'ye yönelik emperyalist politikaların savunuculuğunu yapan iktidar karşısında Türkiye'nin devrimcilerinin vereceği anti-emperyalist bağımsızlıkçı mücadele, aynı zamanda Ortadoğu halklarının özgürleşme mücadelesinin de bir zeminidir.

ABD, Afganistan ve Irak ile başlattığı Büyük Ortadoğu Projesi'nin yeni evresini Libya'ya yönelik NATO müdahalesi ile sürdürüyor. Türkiye bu süreçte hem askeri bir güç olarak hem de Ortadoğu'da emperyalizmin yeni nizamının kurulmasının ideolojik anahtarı olarak sunulan İslamcılık anlayışı cephe ülkesi olarak konumlandırılıyor. AKP'nin, Suriye konusunda tehditkâr tavırla birlikte son olarak mezhepçiliğe yapılan vurgudan, NATO'nun radar üssünün kurulma kararına kadar alınan tavırlar bu politikanın bir yansımasıdır. Böylesi bir sürece ilişkin en ufak bir eleştirel bakış dahi barındırmadan, cemaat medyasının bombardımanı ile yetinen yorumlar yapmanın adı solculuk olmasa gerek.


İlgili Yazılar

Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome