Kapitalizm aşka zararlıdır - Çağhan Kızıl

1 Aralık 2013 Pazar 18:05:07

Kapitalizm aşka zararlıdır! Simidin susamını alır çünkü. Önemlidir susam, masaya dökülür ya çayla beraber, bu önemlidir!


Kapitalizm aşka zararlıdır - Çağhan Kızıl

Aşkı iki şey öldürür: bir evlilik, bir de kapitalizm! Evlilik faslını hemen kısaca geçelim. Örneğin, Cemal Süreya, “Yazmam daha aşk şiiri”nde “ah şimdi benim gözlerim / bir ağlamaktı tutturmuş gidiyor” derken giden aşkın açısına iç çeker, ancak Turgut Uyar yetişir arkadan: “her zaman yazılır aşk şiiri / çünkü aşk yazılgandır.” Yani aşk diyalektiktir abiler, küllerinden yeniden doğar başka bir mecrada. E zaten Neruda da söyler: “böyle olmalı aşk kuşatan, genel, üzgün, müthiş; yıldızlar gibi çiçek açan, bir öpüş kadar ölçüsüz”. Bilincin değişik aşamalarında aşık oluruz, tıpkı bozkırdaki bir Şaman gibi farklı alemlerde dolaşırız. Hayyam haklıdır: “Perde kalktı mı ne sen kalırsın ne de ben.”

 Fakat asıl öldüren aşkı, kapitalizmdir! Kapitalizm aşka zararlıdır! Simidin susamını alır çünkü.  Önemlidir susam, masaya dökülür ya çayla beraber, bu önemlidir! Hasır sandalyede oturup gözlerine bakılır ya sevgilinin. Hani dişlere takılır da gülmez karşıdaki, işte aşk tam da simit yerken güldürmektir karşıdakini! Yani kapitalizm, aşkın can simidini yeksan eyler. Muhafazakârlık - ki kapitalizmin yedeklenmesidir - aşkı öldürür! Yemekhanede öğle yemeğinde üç masa ötedekine bakmanın zevkini eliden alabilir kızlı erkekli ortamların üstüne ara paneller çekerek. Öyledir evet, aşkı bitirir muhafazakarlık. Belki soğuk bir gecede boğazda bir salaş balıkçıda mezeye rakıyı çok görür. Kafayı bulup gidip açılmaz insanlar diğerlerine. “Seviyorsan git konuş”lar gelmez. En çok da pespayelik aşka zararlıdır. Bir opera salonunda ya da tiyatro festivalinde arkada oturan o kadına ya da sıranın en sağındaki erkeğe bakmak için boynunun tutulmasına izin vermez insanın. Çünkü tiyatroları kapatır operaları yıkar. E yerine park bile yapsa yine iyi, ama yok! Hani gölgesini satamadığı ağacı keser ya, işte o kapitalizm aşka çoook zararlıdır! Sevgi göstergesini tüketimle özdeşleştirir bir kere. Sevgililer gününde ya da yıldönümlerinde hediyelerle süsler vitrinleri, AVM’lerde dolaştırır bizi. Oysa unutturur defterin köşesinden kopartılan bir kağıda bitmeye yüz tutmuş bir kalemle “özledim seni, seviyorum ne yapayım” yazmanın yüceliğini. Şu kapitalizm ve para hırsı aşkın düşmanıdır arkadaş! Yağmurda ıslanmak ve sonra sıcak çaya sarılmanın yerine, asit yağmurlarından kaçacak tek kişilik şemsiyelerin zamanına hapseder bizi. HES’lerle ormanları katleder, kuş cıvıltısını kapı zillerine mahkum eder. Kapitalizm, romantizme de en baştan aykırıdır! Sevinçten ya da duygudan ağlatmaz insanı da, gaza boğar doya doya ağlarsınız. Bir yandan “seni seviyorum yastıkları”nın ikiyüzlü cömertliğinde sevgiyi metalaştırırken, bir yandan da evlerin arasındanuğruna camilerin bile yıkılabileceğiduble yollar geçirerek kağıttan sevgi mektuplarını karşı cama uçurmayı imkansızlaştırır. Hani aşk, bir ekmeği bölüşmek gibi bir bağdır denir ya, ekmekten yüzde 10, elmastan yüzde 0 vergi almaktır kapitalizm. Metroda öpüşmeyin anonsu yapan görevlinin, otobüste el ele tutuşanları döven bir şoförün varoluşlarının ağırlığıdır. Aşkın kaç hali var bilinmez, ama aşkı yeşerten güzel insanlara da düşmandır kapitalizm! Sokaklarda direnenlere, kampüslerde haykıranlara, içerde voltadakine, dışarda meydandakine... Çünkü aşkı savunmak yaşamı savunmaktır! Ahmet Telli yazıyor işte: “Ne bir adresleri vardı onların, ne de aşktan başka bir sığınakları.” Doğrudur, devrimciler aşka sığınır! Adnan Yücel’in dizeleri de doğrular bunu :  “Aşk demişti yaşamın bütün ustaları / aşk ile sevmek bir güzelliği ve dövüşebilmek o güzellik uğruna (...) bitmedi daha sürüyor o kavga / ve sürecek / yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek .” Velhasıl, kapitalizm ve muhafazakarlık insanı asksiz bırakarak öldürür, kesin bilgi!

 Aşk hiç biter mi peki? Bitmez! Hani şarkıda diyor ya: “Yırtık bir afişte / Buruk bir gülüşte / Dağılmış yürüyüşte…” Aşk kalır! Aşk, Gezi’de öpüşmekte, kavgada buluşmakta, ellerdeki pankartlarda, emekçilerin grevindedir... Ama aşkı savunmak uzun soluklu bir devrim gibidir, politikacılar, hükümetler, ülkeler gelip geçer, aşkın asıl hedefi gericilik, sömürü, yabancılaşma dolu sistemin hem sosyal hem de iktisadi boyutudur! Aşkın mücadelesi, kadın bedenini “sahip olunacak bir mal” olarak görenlerin yozlaşmış kalplerine; şehirlerin simgelerini söküp yerine ucubeler diken talan düzenine; kemençe ve tulumla horon çektiğimiz nehir kenarlarının taşlaştırılmasına; taşeron çalıştırılan işçinin makineye sıkışan elinin diyetine; kendi dilinde konuşamamış annenin evladına olan özlemine karşıdır! İşte devrimciler âşıktırlar yaşama, ama bu yüzden mutsuzdurlar aslında, tam da şiirdeki gibi: “Ama iki şey vardır / aşk ve şiir; mutsuzlukla beslenir biri, biri ona dönüşür.” Hopa’da elinde limonla haykıran Metin Lokumcu’nun “Ben burayı sizden daha çok seviyorum” demesi gibi mutsuzuz, ama aşığız Aragon gibi: “Mutlu aşk yoktur ama / böyledir ikimizin aşkı da…”
 


Diğer Haberler

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome