Alevi Taleplerini ve Süreci Anlamak - Turan Eser

12 Mayıs 2013 Pazar

Aleviler, Alevi taleplerinin karşılanmasını ve asırladır devletin elinde gasp edilmiş olarak duran haklarına kavuşmak istiyorlar.


Aleviler 12 Mayıs’ta Ankara’da, 3. Büyük Alevi Kurultayı’nda bir araya gelecekler. Hacı Bektaşi Veli Anadolu Kültür Vakfı’nın çağrıcı ve diğer Alevi örgütlerinin desteklediği Büyük Alevi Kurultayı’nda haklı olarak, devlet aklının ayrımcılık ve inkâr adresinden firar edip, devletin inkârcı Anayasal algısını değiştirmek ve Kürt sorunun çözümüne ve sürece ilişkin tutum belirleyecekler.

Türkiye ve Avrupa Alevi hareketinin örgütlenmesi, kitleselleşmesi ve mücadelesin merkezinde ise gasp edilmiş bu hakların geri alınması vardır. 3. Büyük Alevi Kurultay’da bu hakların ne olduğu ve talepleri tekrar tekrar ifade edilmiş olacak. Kurultay, amacına ulaşırsa, kamuoyunda Alevilerin kendilerine ve sürece ilişkin parçalı ve kafası karışık tutumlarının yaratmış olduğu olumsuz algıları düzeltmek içinde önemli bir fırsat olacaktır.

Asırlardır devletin hafızasında “zındık”, “katli vacip”, bugün ise “tehdit” ve “asimile edilmeli” algısıyla tanıtılan Aleviler, bu algıyı değiştirmek istiyor. Çünkü devletin teolojik algı üretim mühendisliği ve Alevilik algısı değişmedi. AKP iktidarı bu algıyı, Alevi kimliğinin inkârını, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın (DİB) “Alevilik İslam içi bir oluşumdur, cemevi ibadethane olamaz” fetvasını üzerinden yaparak sürdürmekte ısrarlı. DİB’nın fetvaları ve AKP hükümetinin Sünnileştirilmiş “Aleviliğini” yok hükmünde sayıyor. Aleviliğini kendine özgün inanç olarak tanımlıyor ve cemevlerine ise fikren ve fiilen ibadet yeri olarak kullanarak sahiplenerek, devlet ezberini ciddiye almadığını ifade ediyor.

Osmanlı ya da Cumhuriyet dönemi, Alevileri kendi düzenlerinin, dinlerinin ya da kültürel kalıpların egemenliğine tabi kılmaya çalışmış. Alevilerde Pir Sultan Abdal gibi inadına “bozuk düzende sağlam çark olmaz” diyerek, devletin demokratik, laik, eşitlikçi ve özgürlükçü bir sağlam Anayasaya sahip olmasını savunmuşlar. İtaat ve biat toplumu olmaya itiraz etmişleridir.

ÖNCE YURTTAŞ OLABİLEMEK

Türkiye’de Yurttaş bile sayılmayan Aleviler, yurttaşlık hakkına kavuşma mücadelesi ile eşit yurttaşlık talebini birlikte sürmektedir. Devlet baskısına, inkârına ve imhasına karşı kendilerini görünür kılmak için yüzbinleri kucaklayan dev mitingler ve Alevi kurultayları yapmaktadırlar.

Türkiye’nin demokratikleşme ihtiyacı, Alevilerin taleplerini ve tutumlarını anlamadan, dikkate almadan ve önemsenmeden karşılanmaz. AKP hükümeti bugüne kadar Alevilerin sorunlarına demokratikleşme, gerçek laiklik ve özgürlükler ekseninde yaklaşmamıştır. Alevileri 7 oturumluk çalıştayda dinleyip sorunlarını tespit etmek istemiş olsa da, geleneksel devlet aklının şark usulü kurnazlığından kopamamışlar. Alevi sorunlarını ve çözümlerini kendi okumalarıyla yazmışlardır. Bu ise iktidarın ve devlet aklının Alevi taleplerini hak temelli eksende ele almadığının göstergesidir.

Alevilerin ortaklaşmış talepleri biliniyor. Bu meşru taleplerin sulandırılması, çarpıtılması ve magazin haberleri düzeyine çekilmek suretiyle, kamuoyunda Alevi talepleri olumsuzlaştırılmaya çalışılması, iktidarın çirkin bir taktiğidir. Devlet ve iktidar aklı, Alevi taleplerini anlamak için, laiklik, demokrasi ve hukuk yerine, Sünni ulemanın aklı ve fetvaları referans alındı. Bu referanslarda ise devlet aklının geçmişten bugüne süregelen teolojik tanımlarının sürdürülmesi vardı.

İSLAMCI SOSYAL BASKI YAYGINLAŞIYOR

Ilımlı İslamcı ve neo liberal AKP iktidarı ve cemaatlerin hegemonyası sonucu artan dinsel ayrımcılık, toplumsal eşitsizlik ve mahalle baskısı, Alevileri yönelik nefret söylemi artmıştır. Farklı olana yönelik doğrudan ve dolaylı ayrımcılığı ve nefret söylemini üreten sosyal ve politik baskı mekanizmaları, bizzat 12 Eylül hukukundan beslenen ve bu hukuk üzerinden kurumsallaşan AKP iktidarı ve siyasal İslamcı cemaatlerin kurduğu hegemonyanın ürünüdür.

Aleviler, devlet aklı ile İslamcı ve ittihatçı iktidar uygulamalarının sonucu maruz kaldıkları sorunlar, acılar ve baskılarla yüzleşilmesini talep ediyor.

Alevi Bektaşi Federasyonu, İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu tarafından hazırlanan “Alevi Hak İhlalleri Raporu” bizzat başbakanının Alevilere yönelik nefret söyleminden dolayı Alevileri çoğunluk inancı karşısında açıkça hedef haline getirdiğini gösteriyor ve başbakan nefret suçu işlediği ifa ediliyor.

Kürt sorunun çözümünde barış arayışına adım atılmış bu süreçte, barışın tüm toplumsal kesimleri kucaklayabilmesinin yolunu ise yine Aleviler gösteriyor; Hükümetin Aleviler ve solcularla düşmanca ilişki kurarak, bu kesimlere yönelik nefret ve kin duygularını yükselterek, toplumsal barışın toplumun bütünü kucaklayacak demokratik zemini inşa edemez.

ALEVİLER SÜRECİN İSTİSMARINA KARŞI, DEMOKRASİYİ VE BARIŞI SAVUNUYOR

Türkiye, çok dilli, çok inançlı ve çok kültürlüdür. Bu zenginliğin, toplumsal çatışmalara maruz bırakılması sonucu yüz binlerce insanın bu topraklarda katledilmiştir. Son 30 yıldır süren çatışma ortamında ise, 40 bin Kürt ve Türk insanın ölümüne göz yumuldu. Bu kabul edilemez. Aleviler inkâr, asimilasyon ve imhacı zihniyetle yaratılan çatışma ortamlarının, toplumsal kutuplaşmayı derinleştirdiğinin ve insan hayatlarına mal olduğunun bilincindedir.

Yetmiş iki millete aynı nazarla bakarak, barış içinde, eşit koşullarda ve bir arada yaşamamız mümkündür. AKP iktidarı, eşitliğe, demokrasiye, insan haklarına dayalı bir barış politikasına uzak bir yaşamı tercih etmiştir. AKP’nin Kürtlere yönelik istismarcı tutumu bellidir. İçinde bulunduğu süreç ve konjonktür, AKP, dönemin ihtiyaçlarına cevap bulmak için, Kürt sorunun çözümünde faydacı bir stratejiye sahip davranıyor.

Aleviler ise akan kanın durması, çatışmasızlık ve şiddetten arındırılmış bir ortamda Kürt sorununun demokratikleşme ekseninde çözülmesinde ısrar ediyor. Çünkü Kürt sorununun çözümündeki samimi çabaların başarısı, her şeyden önce, ayrımcılığa, inkâra, istismara ve asimilasyona maruz kalmış Alevilerin ve diğer azınlık inanç gruplarının da taleplerin birlikte alınması için yeni bir tartışma zemini yaratabilir.

Aleviler savaşın sona erdirilmesine ilişkin girişimleri desteklemiştir. Zaten Alevi hareketi bugüne kadar “akan kan dursun, Kürt sorununda barışa evet” diyerek, Uludere ziyareti dâhil, her ortamda bu tutumunu dile getirmiştir. İçinde bulunduğumuz süreçte, silahın yerini sözün alması önemli bir gelişme olup, Kürtlerin bazı demokratik taleplerinin gerçekleşmesinin iklimini yaratabilir. Aleviler ucu açık ve hangi yöne evirileceği belli olmayan bir sürecin içinde olduğunun farkındadır. Temkinli oluşları bundandır. Kürt sorunun demokratik ve istismara gerek duyulmaksızın çözümünden yana olan Alevilerin endişeleri de buradan kaynaklanmaktadır.

Kürt siyasal hareketi çözüm sürecine ilişkin bugün dile getirmiş oldukları talepleri, geçmişe göre oldukça sadeleşmiş ve insan haklarına dayalı hukuk, bireysel ve kolektif haklar kapsamında karşılık bulabilir. Fakat AKP hükümeti, Kürt sorunun çözümünde sığındığı dil ve politik tutum, geçmişin ezberlerini hatırlatmaktadır. Yani AKP demokratik tutumdan daha çok pragmatist ve İmralı ile süren görüşmelerin “Yeni Anayasa”, “Yerel, Genel ve (Cumhur)Başkanlık seçimleri” ve “Suriye’ye müdahalesiyle” birlikte faydalanmak amaçlı kullandığına dair stratejisi, bu süreçte daha belirgin şekilde ortaya çıkmaktadır. Çünkü üç seçim arifesinde toplumsal algıyı yönetmek ve toplumun nabzını siyaseten elde tutmak, iktidar partisi açısından önemlidir. Abdullah Öcalan’ın mektubunda dile getirmiş olduğu “İslam bayrağı altında” ve “din kardeşliği” ifadeleri de dâhil, Alevilerde haklı kaygı yaratan Sünni ittifak algısını güçlendirmektedir.

AKP hükümeti “Kürt Sorunu” ve “Barış” konusundaki tutumu ve “çözüm programı” net değildir. Kamuoyunca bilinmiyor. AKP hükümetinin demokratik ve insan haklarına dayalı hukuk ekseninde şeffaf, katılımcı ve özgürlükçü bir zemine uzak olması, “gizli zemin” üzerinden sürdürülmesi, sürece ilişkin kaygı ve endişeleri artırmaktadır.

AKP iktidarının dönemsel stratejilerine uygun beklentilerini sorgulamadan, sadece AKP’nin sürece ilişkin tüm otoriter siyasal hedeflerini benimseyerek, AKP’nin sözcülüğüne soyunan liberallerin tutumu ile süreci sadece AKP karşıtlığı üzerinden anlatarak Kürt sorununa inkârcı, ayrımcı, milliyetçi ve şövenist yaklaşan ulusalcı tutuma da yaslanmadan, Aleviler bağımsız tutum almayı benimsemelidir. Aleviler, barıştan yana, özgürlükçü, demokratik ve insana hak olanı tutumu alarak, Kürt halkının taleplerinin kabul edilmesine destek olacaktır. Bu tutum, Kürt halkının özgürlük ve demokratik haklarını amasız ve fakatsız savunmayı içerirken, aynı zamanda AKP hükümetinin bu süreci kendi hegemonyasını güçlendirmek amaçlı istismarına kabul etmeyen, Neo liberal ve İslamcı iktidarı güçlendirmesine, ülkede ve bölgede Sünni hegemonya inşa etmesine, bölgedeki emperyalist müdahale programlarına dahil olmak ve yeni anayasa sürecinde destek arayışına karşı açıktan tutum almayı da içerir.

Bu nedenle 3. Alevi Kurultayı Türkiye’nin, Kürtlerin, Alevilerin, gayri Müslimlerin, Emekçilerin kaderini demokrasi, barış, eşitlik ve laiklik ekseninde değiştirmek için, Türkiye’deki sol, sosyalist, devrimci, emek ve sosyal demokrasi güçleriyle birlikte toplumsal muhalefeti güçlendirme kararı almalıdır.

ALEVİLERİN İNKÂRI ÜZERİNDEN DEMOKRATİK VE LAİK ANAYASA OLMAZ

Alevilerin, diğer inanç gruplarının ve inanmama hakkına mensup yurttaşların eşit yurttaşlık talepleri demokratik bir Anayasa için olmazsa olmazdır. Din, vicdan ve inanç özgürlüğünün gerçek laiklik ve evrensel hukuk zeminden Anayasa’da yer alamsı zorunludur.

Bunun içinde; Sünnilik dışında kalanları zorunlu din dersi, Kuran’i Kerim ve Hz Muhammed’in hayatı dersleriyle, öğrencileri Sünni-Hanefilik doğrultusunda tek tipleştirmeye ve homojenleştirmeye son verilmelidir. Anayasa’da çakma laiklik yerine, gerçek bir laiklik ilkesine yer verilmeli ve bu ilkeye aykırı Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılmalıdır. Alevilerin cemevlerine “ibadethane değildir” diyerek inkâr ederek, camiye davet çıkaran AKP iktidarı, Cemevlerine yönelik ayrımcılığa son vermelidir. Alevi köylerine zorla cami yapımına ve devlet elinde olup, Alevilere ait olan bu kutsal mekânları Alevilere teslim edilmelidir. Alevileri ve diğer toplumsal kesimleri hedef alan ayrımcılık ve nefret suçları yaptırım gücü olan yasal çerçeveye kavuşturulmalıdır.

Tarihin karanlığına ışık tutup, Alevi katliamlarıyla yüzleşmek için, inançsal ve kültürel kıyımları hedefleyen insanlık suçlarından zaman aşımının olamayacağı kabul edilmelidir. Bu nedenle üzeri evrensel hukuk ilkelerine aykırı şekilde örtülerek zamanaşımına uğratılmış tüm Alevi katliamlarının (Sivas, Çorum ve Maraş) dosyaları tekrar açılmalıdır. Dersim katliamı tüm yönleriyle açığa kavuşturulmalı ve devlet elindeki sırlarını ve arşivlerini kamuoyunun bilgisine sunmalıdır. Ayrıca katliamın 20. Yılında Madımak Oteli utanç müzesi yapılmalıdır.

Bu hakikatlere ve Alevi taleplerine kulak tıkamış bir iktidarın yeni ve baştan yazılmış demokratik bir anayasaya hazırlaması mümkün görünmüyor. Önümüzde sürecin istismarıyla ve başkanlık sistemiyle yeni devletin inşasını mümkün kılan, yamalı bohça bir Anayasa gündeme gelebilir. Bu konuda şimdiden hazırlıklı olmakta fayda var.
 


Yazarlar:Turan Eser

Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome