Gerçekler Devrimcidir - Özdemir Kolcu

3 Şubat 2012 Cuma

Gerçekleri örtbas etmek ve insanları yalanlarla uyutmaya çalışmak sömürüp soyan güçlerin yöntemidir. O yüzden gerçekler devrimcidir.


2822 sayılı toplu iş sözleşmesi, grev ve lokavt kanununa göre sendikaların toplu iş sözleşmesi yetkisi alabilmesi için gerekli olan işkolu barajları ile ilgili istatistikler Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca her yıl Ocak ve Temmuz aylarında yayınlanmakta idi.

Ancak 2009 yılında yapılan bir değişiklikle istatistiklerin düzenlenmesinde Sosyal Güvenlik Kurumuna(SGK) yapılan işçi bildirimlerinin esas alınacağı benimsendi. Bu nedenle 2009 yılı temmuz ayından bu yana söz konusu düzenlemeye ilişkin işçi ve üye istatistikleri yayınlanmadı. İşçi ve üye istatistiklerinin yayınlanma tarihi üç kez ertelendi. Bu düzenlemeye ilişkin son ertelemenin süresi ocak ayının son günü bitti.

Açlık sınırının 1000 lira olduğu bir ülkede 5 milyon asgari ücretliye vicdan ölçütleriyle değil cüzdan ölçüleri ile 701 lirayı reva gören Hükümetin “işçiler mağdur olmaması için”  yasa gereği işçi ve üye istatistiklerini süresinde açıklamamasını olumlu bulan yorumlar da yapılıyor. Ama meydanın da yardımı ile öyle bir toz duman estirildi ki, göz gözü görmüyor.

İşçi ve üye istatistikleri açıklanırsa yüzde 10 barajı nedeniyle sendikaların ezici çoğunluğunun toplu iş sözleşmesi yapamaz hale geleceği, 100 sendikadan sadece 12’sinin toplu sözleşme yapma yetkisi olacağı, 88 sendikanın toplu sözleşme yetkisi olmayacağı, bunun da işçilerin yüzde 64’ünün toplu sözleşme yapamaması anlamına geleceği, bu süreçte onlarca sendikanın küçülerek kapanma tehlikesiyle karşı karşıya kalacağı, Türk-İş’e bağlı 33 sendikadan sadece 12 sendikanın toplu sözleşme yapama hakkını koruyacağı, Hak-İş’te ise 11 sendikadan 2’si, 40 bağımsız sendikadan da 1’nin toplu iş sözleşme yapma yetkisi olacağı, DİSK’e bağlı 16 sendikanın ise toplu sözleşme yetkisinden tamamen mahrum olacağı iddialar havada uçuşuyor.

Bu iddiaların üzerine bir de SGK istatistiklerine göre: konaklama ve eğlence; gazetecilik; genel işler; inşaat; ticaret, büro, eğitim ve güzel sanatlar; kara taşımacılığı; ardiye antrepoculuk; sağlık; ağaç; kağıt; basın yayın; çimento, toprak ve cam; gemi; petrol, kimya ve lastik; gıda sanayii; dokuma ve deri işkolları olmak üzere 17 işkolunda yetkili sendika olmayacağı eklenince felaket senaryoları üreten üretene.
Sendikalar bu iddialar karşısında sustu, işçi ve üye istatistiklerinin yayınlanmamasını sorun etmedi ama 2821-2822 sayılı yasaları birleştirerek değiştiren toplu iş ilişkileri kanununun bir an önce çıkarılması için kulis yürütmeye başladı. Bir başka ifade ile sendikalar işçi hakları(!) için hükümetle ve patronlarla kol kola girdi.

Bugüne kadar da 17 Temmuz 2009 tarih ve 27291 sayılı resmi gazetede yayınlanan tebliğe göre işçi sayıları ve sendikaların üye sayılarına ilişkin istatistikler esas alındı. Bu istatistiklere göre toplam işçi sayısı 5 milyon 398bin 296, sendikalı işçi sayısı 3 milyon 232 bin 679 ve sendikalaşma oranı %59,98’dir.

Bir an bu sayıların gerçeği yansıttığını kabul edecek olursak 94 sendikanın üye sayılarının yayınlandığı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tebliğine göre 6 sendika yüzde 10 barajının olmadığı tarım ve ormancılık, avcılık ve balıkçılık işkolunda örgütlüdür. Dolayısı ile 17 Temmuz 2009 tarihli istatistiki verilere göre kalan 88 sendikanın 43’ünün üye sayısı işkolu barajı olan yüzde 10’un altındadır. Bir başka ifade ile sendikaların yarısının üyeleri adına toplu iş sözleşmesi imzalama yetkisi zaten yoktu.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, SGK verilerine göre sendikalı olabilecek işçi sayısını 10 milyon 300 bin olduğunu açıkladı. Yine SGK verilerine göre çalışan işçinin sadece 880 bini sendika üyesidir. Ve sendikalaşma oranı yüzde 8.55’tir.

2009 verilerine göre 5 milyon 398 bin olan işçi sayısı nasıl oldu da 10 milyon 300 bine yükseldi. Hükümetiniz istihdam arttırıcı yatırımlar yaptı da biz mi fark edemedik? Bu iki verinin de aynı bakanlıktan çıktığı göz önüne alınırsa bu sanal sendikal hayata hangi gerekçeyle göz yumuldu? Cevabı basit. Sendikal bürokrasi yani geleneksel sendikal anlayışın bekası için.

Siyaset bilimci Roberto Michels'in deyimi ile "oligarşinin tunç yasası" işlemektedir. Bilindiği üzere oligarşinin tunç yasası kavramı örgütlü küçük bir azınlığın büyük çoğunluk üzerindeki egemenliğini anlatmak için kullanılır. Bu kavram örgütlü küçük bir azınlık olan işveren bloğunun hem devlet hem Hükümet hem de sendikal bürokrasi üzerindeki etkisini anlatmak açısından son derece fonksiyoneldir. 

Toplu sözleşmeden yararlanan işçilerin toplu sözleşmesinin üçte ikisi tek yıllarda, üçte biri çift yıllarda yenileniyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve İşveren Sendikaları Konfederasyonu verilerine göre 2009-2010 yıllarında toplu iş sözleşmesi kapsamındaki işçi sayısı 740 bindir. Bu işçilerin yaklaşık 400 bini kamuya ait işyerlerinde, geri kalanı ise özel sektör işyerlerinde çalışıyor. Basit bir hesapla bu yıl yaklaşık 250 bine yakın işçiyi kapsayan toplu sözleşme imzalanacak. Dolayısı ile bunların çoğunluğunu da kamuda çalışan işçiler oluşturuyor. Ve bunların üyesi olduğu sendikaların baraj diye bir sorunu da yok. O halde işçiler adına üretilen felaket senaryoları geçerli değil. Kaldı ki SGK verileri dikkate alındığında 10 milyon 300 bin işçi içinde sadece yüzde 7’sinin toplu iş sözleşmesinden faydalandığı göz önüne alındığında verili durumda işçilerin zaten yüzde 93’ü toplu iş sözleşmesinden faydalanmamaktadır.

Diğer yandan 2009 yılındaki 3 milyon 232 bin olan sendikalı işçi sayısı aradan geçen iki buçuk yılda 880 bine inmesi nasıl açıklanabilir? Cevabı yine basittir. Sanal üyelik üzerinden inşa edilen sanal sendikacılık. Bu sanal sendikal sürecin işçilerin lehine bir sonuç üretmesi mümkün değildir. Yıllardır bu sanal üyelikler üzerinden gerçek işçilerin muhalefeti bastırılmakta sendikalardaki saltanatlar inşa edilmektedir.

Oranı ne olursa olsun insan hak ve özgürlüklerinin önüne baraj kurulmasını hiç kimse savunamaz. Ancak yüzde 10 barajı düşürülmeden SGK verilerine göre işçi sayıları ve sendikaların üye sayılarına ilişkin istatistikler açıklanırsa sendikal bürokrasi deşifre olur. Bu da işçilerin yararınadır.

Çalışma hayatında gerçekler gizlenerek kaos senaryolarıyla kamuoyunun maniple edildiği aşikar. Hükümet ve sendikalar üye sayılarının açıklanması evvel sadece barajın aşağıya çekilerek mevcut statükoyu koruma peşinde. Ama mevcut statükoyu oluşturan geleneksel sendikal hareketin ve onun sendikacılarının işçiler lehine bir şeyler yapmaya ne mecali var, ne de niyeti. Bu gerçeklik Tekel direnişi esnasında bir kez daha görülmüştür. Bu sanal ikiyüzlü sendikal hayatı ve kendi kaderlerini değiştirmek için gerçek işçilerin müdahalesi elzemdir.  

Her düzeyde iktidar gücü gerçeklerin farkına varmayı engellemektedir. İşçilerin bu gerçeklerle ve örgütlenememe sorunları ile yüzleşmesi kısa vadeli çıkarları açısından kayıp olabilir ancak işçi sınıfının geleceğini kazandırır. Öyle ya da böyle mevcut durumu koruma refleksi gösteren geleneksel sendikal yapıların varlığı işçiler açısından bir kazanç olmadığı gibi yokluğu da bir kayıp olmayacaktır.

Önemli bir mücadele birikimi ve geleneğine sahip olan işçiler gerçek sendikal yapılardan ve doğru önderlikten alıkonabilir. Ama bilinmelidir ki bütün felaket senaryolarını boşa çıkartacak olan yine işçilerdir. Türkiye işçi sınıfı tarihi bunun örnekleri ile doludur. İşçiler ya gerçeklerle yüzleşerek bu gerçekliği değiştirmek için bir yaklaşım sergileyecek ya da bu sanal ortamın kölesi olmaya devam edecektir. Gerçekleri örtbas etmek ve insanları yalanlarla uyutmaya çalışmak sömürüp soyan güçlerin yöntemidir. O yüzden gerçekler devrimcidir.


Yazarlar:Özdemir Kolcu

Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome