Küresel Kapitalizmin Sonu Görünüyor- Immanuel Wallerstein

22 Nisan 2013 Pazartesi

Kapitalizm, dünya geneline yayılma amacına ulaşmak için sermayeyi küreselleştirme yolunu kullandı. Sermaye, yaklaşık yirmi-yirmi beş yıl boyunca maksimum kâr elde etti; ancak daha sonra büyük işletmelerin tekelleşmesi ve işçi ücretlerinin sendikal çalışmalar sonucu yükselmesi gibi sebeplerle gerilemeye başladı.


Sermaye, bu tür sorunların çözümünü “kaçmakta” buldu. Yani, üretim için dünyanın “işçi ücretlerinin daha düşük olan” bölgelerini tercih etti. Büyük işletmelere sahip kapitalistler, daha ucuz işgücü istihdam ettiler; ancak yine de toplam maliyeti düşüremediler. Sonuçta, kârları önceki dönemlere göre düştü. Tekelleşmiş işletmelerin bile kârları bu süreçte azaldı.

Sermaye, yatırım yapmak için henüz piyasa ekonomisine dâhil olmamış, işçi ücretlerinin düşük olduğu kırsal bölgeleri seçti. Kırsal bölgelerde yaşayanlar için yeni açılan fabrikalarda işe yerleşmek, reel gelirleri arttığı için iyi bir fırsattı. Öte yandan, buralarda yatırım yapan kapitalistler daha ucuz işgücü buldukları için durumdan memnun kaldı. Çift taraflı kazanç diye işte buna denir (!). 

Ancak, bu “mükemmel çözümün” sorun çıkaracağı çok geçmeden anlaşıldı. Yaklaşık yirmi beş yıl sonra, yeni yatırım yapılan bölgelerdeki işçiler örgütlenerek ücretlerinin arttırılmasını sağladılar. Yükselen işçi ücretleri nedeniyle kârı azalan kapitalistler çözümü bir kez daha kaçmakta buldu. Burada belirtmekte fayda var: bu süreçte yeni yatırım yapılan bölgelerde de sermaye birikimi oluştu. Bunun sonucu olarak şimdi sermaye kısır döngüye giriyor. Hem yatırımı yapan sermaye hem de yeni oluşanlar… Hepsi tekelleşiyor, sermayesini küreselleştiriyor. Yani, kıyasıya rekabet!

Kapitalistlerin değişen koşullara karşı anında adapte olabilmesi gerçekten şaşılacak şey. Fakat bu “mucizevî” sistem yalnızca tek bir yapısal koşula dayanıyor: yatırım yapmak için “el değmemiş” alanlar bulunması şart. “El değmemiş alanlar” derken kastım, piyasa ekonomisine henüz dâhil olmamış kırsal bölgeler.

Fakat son beş yüz senedir bu alanları “kullanıyoruz”. Bu gerçek, dünya nüfusunun kırsal bölgelerden gittikçe uzaklaşmasında görünür oluyor. Bugün, bu tür alanlar dünyanın yalnızca küçük bir bölümünde kaldı ve 2050 yılına kadar ciddi bir düşüş bekleniyor.

Kırsal bölgelerin terk edilmesinin sonuçlarını anlamak için The New York Times gazetesinde 9 Nisan’da çıkan yazıya bakmakta fayda var. Yazının başlığı “Merhaba Kamboçya”. Yazıda Çin’deki işçi ücretlerinin yükselmesi sonucu sermayenin “kurtuluşu” Kamboçya’ya kaçmakta bulduğu anlatılıyor. Makalede, “çok uluslu şirketlerin Çin’den kaçabilecekleri; ancak Çin’deki işçi ücretlerinin artmasını engelleyemeyecekleri “ ifade ediliyor.

Çok uluslu şirketler şu anda önemli bir sorunla yüzleşmek zorunda: uyguladıkları çift taraflı kazanç politikası sonucunda haberleşme sistemleri gelişti. Kamboçya’daki işçiler artık sendikalarda örgütlenmeye yirmi beş sene sonra değil yalnızca birkaç sene sonra başlıyor. Nitekim ücretleri ve hakları uğruna yürüttükleri mücadeleler kazanımlarla sonuçlanıyor. Elbette, bu koşullar sonucunda Kamboçya, Myanmar, Vietnam ve Filipinler gibi ülkelere yatırım yapan çok uluslu şirketler azaldı. Sermaye, çözümün Çin’den kaçmak olmadığının artık farkına varıyor.

Times gazetesinde çıkan yazı “bazı fabrikaların, tek bir ülkeye hapsolmaktan korkan Batılı ortaklarının ısrarıyla ‘taşındığından’” bahsediyor. “Üretim danışmanlarının” vardıkları sonuç şu olsa gerek: Kamboçya’ya taşınmak riskli ancak “Çin’de kalmak da riskli”. Peki, sermayenin dünya üzerinde kaçabileceği bir yer kaldı mı? Yoksa yolun sonu Kamboçya mı?    

Sonuç olarak, çok ciddi boyutlarda devam eden kentleşme ile kırsal alanların talan edilmesi süreci işçilerin aldıkları düşük ücretlere isyan etmesine ve böylece sendikal hareketlerin yükselmesine sebep olabilir. Böylece işçilerin ücretlerini yükseltmek zorunda kalan sermaye kapana kısılabilir. Yani, çok uluslu şirketler için alarm zilleri çalıyor. 

Bütün bu süreç, modern dünya sistemini yapısal krize sürükleyen unsurlardan yalnızca birini oluşturuyor. Kapitalist sistemin tasarruf tedbirleri adı altında %99 üzerindeki baskıyı gittikçe arttırdığını ve bu sürecin kapitalistler için bir yerde tıkanacağını görüyoruz. Bunun anlamı açık: kapitalist sistem yıkılmak üzere.

Her iki taraf da sorunlara çözüm üretmeye çalışıyor; elbette oldukça farklı yollardan. Önümüzdeki dönemde, hep beraber “seçimimizi” yapmak zorunda kalacağız. Ya kapitalizmin üç temel unsuru – hiyerarşi, sömürü ve kamplaşma – yenilenerek tekrar aynı şekilde, ya da daha da şiddetlenerek, yeni bir kapitalist sistem oluşturacak ya da demokrasi ve eşitlik temelinde yeni bir sistem kurulacak. Böyle bir sistem dünyada henüz kurulmadı; ancak hala kurulabilir. 
Kamboçya’nın gelecekteki dünya sistemi olmayacağı muhakkaktır. Mevcut süreç kapitalizmin saplandığı bataklıktan kurtulmak için son çırpınışları olarak okunabilir. 

http://www.iwallerstein.com kaynağından Muhalefet.org için çeviren: Feride Tekeli
 


Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome