Post-modernizmin anti-tezi: Evrim- Çağhan Kızıl

23 Haziran 2012 Cumartesi

Günümüzde kapitalizmin her alandaki tahakküm mekanizmalarının dışında düşünülemeyecek bir ehlileştirme ve ötekileştirme tavrı, evrim teorisi de dahil olmak üzere birçok bilimsel konuda da toplumsal aklı gericileştirmeye, özgür düşünceyi kısıtlamaya ve koşulsuz itaat etmeye zorlamaktadır.


Toplumların içeriğini oluşturan değerler ve ilişkiler bütünü sayısız parametrelerce belirlenen bir derinlik taşır. Gerek altyapı gerekse üstyapı ilişkilerinin biçiminin belirlenmesine eşlik eden politik ve felsefi yönelimlerin önemli etkenlerinden biri bilimsel bilgi ve bunun kullanılma modelleridir. Modernite olarak tanımlanabilecek nitel değişimler bütünü, son birkaç yüzyılın köklü siyasi, iktisadi ve sosyal değişimlerinin akıl ve insan özelindeki rasyonalizasyon sürecine işaret ederken, bilime ve bilimsel bilgiye doğal olarak değer verir. Modernitenin argümanlarının meşruluğunu toplumsal bazda belirleyen ögelerin başında da bu nedenle bilim gelmektedir.

Bilimin rasyonalitesi, aklın sadece doğa bilimlerinin doğayı anlamada ve beşeri bilimlerin toplumları incelemede kullandığı metodların işleyişi için özgürleşmesiyle değil, aynı zamanda toplumların kollektif akıllarının da sorgulama kabiliyetine sahip olması için siyasetten ve sosyal kalıplardan azade olmasıyla ölçülür. Dünyada ve Türkiye´de bugün yaşanan neoliberal politik atmosfer ile post-modern mistik ve bilinemezci toplum mühendisliği, insan aklının bu özgürlük mücadelesine ket vurmaktadır. Bu durum, rasyonel düşünme yetisine sahip herkesi doğal olarak rahatsız etmekte ve kaygıya düşürmektedir.

Modern bilimin epistemolojisi, tarafsızlık ve eleştirellik ilkeleri üzerine kurulsa da, tarih boyunca birçok defa hakim sınıflar, kendi egemen politikalarına meşruiyet zemini hazırlamak için bilimi ilkelerinden saptırarak ideolojik aygıtlara hizmet eder hale getirmeye çalışmıştır. Bilim insanları, genel olarak toplumsal düşüncelerin pozitivist meşrulaştırma sistematiğine karşı olmasa da, bilimin ideolojiler tarafından vulgar bir sekilde kullanılmasına karşı çıkan bir akım her zaman olagelmiştir. Bu karşıtlığı uzunca bir zamandır evrim-yaratılışçılık gerilimi üzerinden okuyabiliyoruz.

Evrim karşıtlığının fikri temelleri

Evrim teorisinin bilimsel kapsamına saldırıların temeli teolojik “akılcı tasarım (intellectual design)” iddiasıdır. Bu iddianın ortaya çıkışı elbette siyasi yönelimlerinden bağımsız düşünülemez. Özellikle 20. yüzyılın toplumsal mücadelele ortamı - Avrupa ve Amerika`nın dini dışlamayan ancak toplum değerlerinde olmasa da siyasi işleyişte daha etkisiz bir konuma getiren kapitalist statükosu bir yanda, Sovyetler`in “bürokratik bilim” anlayışı diğer yanda – evrim kavramının siyasal bir içerik kazanmasını beraberinde getirmişti.

Günümüzde kapitalizmin her alandaki tahakküm mekanizmalarının dışında düşünülemeyecek bir ehlileştirme ve ötekileştirme tavrı, evrim teorisi de dahil olmak üzere birçok bilimsel konuda da toplumsal aklı gericileştirmeye, özgür düşünceyi kısıtlamaya ve koşulsuz itaat etmeye zorlamaktadır.

Evrim karşıtlığının muhafazakar ideolojik yönünü ve akılcı tasarım görüşünün asıl kimliğini anlamak için onun içinde bulunduğu daha geniş hareketlere de bakmak gerekir. Günümüz yaratılışçılığının temelini, ABD`deki fundamentalist Hristiyanlar atmış, bugünse kendilerine “neocon” diyen muhafazakarlar ve dünyanın diğer bölgelerindeki yandaşları eliyle sürdürmekteler. ABD`li işadamı Jerry Falwell, 1970`lerin sonlarında anti-evrim çalışmalarına destek sağlamak amacıyla, arkasında bazı senatörleri de alarak Yaratılış Çalışmaları Enstitüsü adıyla bir sivil toplum örgütü kurmustu (Türkiye`deki Bilim Araştırmaları Vakfı da bu tip kuruluşlardan kaynak alan ve desteklenen bir kurumdur) ve bu dönemde kendine birçok yandaş topladı. Eğitim müfredatından evrim teorisinin çıkarılması ve yerine yaratılış iddiasinın okutulması için zasalar degistirilmeye, sistem modifiye edilmeye baslandi.

Bu süreçte muhafazakarlar her zaman yaratılışçıların yanındaydılar ve bu ilişkiden her iki taraf da de yararlandı. Bu hareketin bir diğer önemli ismi ve diger bir muhafazakar Tim LaHaye evrim karşıtlığının asıl temasının aslında “hümanizm karşıtlığı” oldugunu söylerken düşünce özgürlüğünden feminizme, sosyalizmden evrimsel biyolojiye kadar birçok “din düşmanı” öğenin yok edilmesi gerektiğinin altını çiziyordu. Dönemin siyasi iktidarı da bu söylemi anti-komünist ideolojisine eklemliyor ve tarihsel karşıtlıkları güçlü bir kampta topluyorlardı. LaHaye kitabında bir seküler humanizm piramidi çizer ki bu piramidin tabanında ateizm, bunun üzerinde “ahlaksızlık”in destekleyicisi olarak betimlenen evrim teorisi, ve en üstte de sosyalist tek dünya görüşü bulunur.

Tipik bir muhafazakar tavır olarak ortaya çıkan bu evrim-karşıtlığı kampının politik mücadelesinin ne olduğunu anlamak için Senatör Bob Werner`in 1989`da söylediği şu sözler anlamlıdır: “Yönetmeliyiz! Sen yönetmezsen, ben yönetmezsem, ateistler ve hümanistler yönetecekler. Okullarda, mahallelerde, ülkede, kıtada ve dünyada yöneten biz olmalıyız. Yaşamın her alanında yöneten biz olmalıyız.” (Diamond dergisindeki söyleşisinden. 1989). Buradan da anlaşılıyor ki her ne kadar yaratılışçılar okullarda ögrencilerin “özgür seçim” hakları olduğunu ve bunun “demokrasi”nin bir kuralı olduğunu dillendirseler de bu samimi olmaktan uzak bir demagojik tekrardan öteye geçmiyor. Elbette biz bu demokrasi anlayışının ideolojik olarak sorgulanamaz bir itaate ve bu itaatin sosyal değer yargılarını yanılmaz bir şekilde yorumlayanlarca yaratılan otoritesine dayanan bir dünya görüşünü temsil ettiğini biliyoruz. Dolayısıyla evrim karşıtlarına karşı verilecek mücadele daha bütünlüklü bir politik muhalefetten bağımsız düşünülemez.   

Bizim coğrafyamızda ise, Osmanlı`dan Türkiye Cumhuriyeti`ne geçişin sancıları her alanda hissedilmişti ama temel gerginliklerden biri hala geçerliliğini koruyan sekülarizm düzlemindeydi. 1970`lerde özellikle dünya sol literatürünün yanısıra Darwin`in yapıtlarının da Türkçe`ye çevrilmesiyle başlayan ve doğa kanunlarının diyalektik unsurlarının bütünlüklü bir dünya görüşü içerisinde Türkiye entellektüellerine de aktarılması sonucunda evrim teorisi solun bilim alanındaki bir simgesi haline geldi.

Bu simge kendini 12 Eylül sonrası apolitizasyon döneminde laik/anti-laik tartışmalarında da gösterdi. 12 Eylül sonrası Türkiye`de baskın hale gelen ezberci, düşünmenin göz ardı  edildiği, koşulsuz hegamonyanın pompalandığı bir eğitim sistemi düşünüldüğünde, evrim teorisine saldırıların artacağını düşünmek de büyük bir öngörü değildi. Öyle de oldu. Okullarda zorunlu din derslerinin konması ve yaratılış savının evrim teorisine karşı bilimsel bir seçenek olarak lanse edilmesi ile her tür yozlaşmanın yanısıra, bilimsel değerlere de saldırı başladı. Ders kitaplarından evrim teorisi ya çıkarıldı, ya da çok anlamsız bir iki paragrafa indirgendi. Evrim teorisini okutan eğitimcilere verilen sürgünler ve açılan soruşturmalar hala devam etmekte.

Eğitimin muhafazakarlaşması ve “yeni vatandaş”

Eğitim, genel olarak bireylerin kişisel potansiyellerini geliştirmek için yönlendirilip cesaretlendirilmesidir. Bir başka deyişle düşünmeyi ve sorgulamayı yüceltmesi gereken eğitim sistemleri, toplumların kültürel ve dinamik yapılanmasını temelden etkiler. Ancak eğitim yalnızca resmi kurumlardaki değil, yaşam boyunca aileden, arkadaşlardan, kitaplardan ve kitlesel basın gibi ceşitli kaynaklardan edinilen deneyimleri de kapsar. Bu nedenledir ki, eğitimle ilgili bir olgunun ana temalarından biri eğitimin sorunları, sistemin nasıl kontrol edildiği ve yapılandırıldığının yanısıra ideolojik boyutudur da.

Eğitimin tanımlarından biri "bilgiyi aktarmak"tir. Epistemoloji, bu bilginin doğası, temeli ve kapsamının yanısıra ve doğruluk, inanç, çesitlilik gibi fikirlerle olan ilişkisini de inceler. Dolayısıyla, eğitimin felsefesinin belirlenmesi, eğitim sistemlerinin yapısını olusturmada önemli bir rol oynar. Buna bağlı olarak, belli bir eğitim sisteminin icinde yer alan bireylerin hepsi, o düzene özgü bir eğitim psikolojisinin içindedirler. Bu psikolojinin unsurlarından bazıları yapılandırmanın tasarımı, eğitim teknolojileri, müfredat, yapısal öğrenme, kurum yönetimi ve eğitimcilerin vasıflarıdır. Bu anlamda, eğitimcinin verimini belirleyen en önemli etkenlerden biri öğrencilerle kurduğu ilişki ve kendi bilgi ve becerisidir. Eğitimcilerin yaratıcı ve geliştirici olması, aynı oranda nesillere de yansır.

Zira modern eğitimin amaçları toplumsal, zihinsel, ekonomik ve politik olmak üzere dört yönlüdür. Günümüz eğitim sistemlerinde bu kavramlardan en öne çıkanı politik olandır. Özellikle temel eğitimde verilen popüler ideolojiyi içselleştiren görüşler genele yayılmış durumda. Burada, yönetim biçimlerinin de eğitim sisteminin yönlendirilmesi üzerinde kapsamlı bir etkisi olduğunu unutmayalım. Bu noktada, sistem üzerindeki resmi olmayan sivil kontrolün, toplumsal demokrasi ve özgürlükler fikrinden ayrılmayacağını kabul etmek gerekiyor. Sosyal reflekslerin ve yönetimde söz söyleyebilme gücünün gelişmişliği oranında, eğitim sistemini etkileyen politik/toplumsal kontrol mekanizmaları (devlet ideolojisi, toplumsal istekler, vb) arasındaki koruyucu denge sağlamlaşır.

Günümüz “post-modern” eğitim sisteminin ideolojik boyutunun belirleyiciliği altında yaşanan şey "makul vatandaş ve düzene uygun kafalar" yaratmaya çalışmaktan başka birşey değildir. Yaratılacak bireyin kul mu özgür mü, yarışmacı mı dayanışmacı mı, dogmatik mi bilimsel mi ya da savaşçı mı barışçı mı olacağının tekeli çevrenin ve eğitimin elindedir. Türkiye´ye baktığımızda MEB´in ders kitaplarında en çok kullanılan kelimeler "dinimiz" ve "peygamberimiz"dir. Laiklikten kıl aldırmayan resmi söyleme rağmen bunun neden böyle olduğu ve kimin çıkarına hizmet ettiği dikkatlice düşünülmelidir.

Her fırsatta sorgulayıcı eğitimden dem vurulurken, müfredatın çağdaş sorgulamayı önemsedigi belirtilirken neden ders kitaplarının tümünde soru cümlelerinin oranının sadece yüzde 5 olduğunun cevabının verilememesi ideolojik değil de nedir? Ders kitapları, taraflı tarafsız fikirleri sanki kuralmış gibi verince yetişen nesiller siyasi iktidar tarafından tahakküm altına alınmış olmuyor mu? Farklı görüşlerin ve sistemlerin varlığından bahsetmek bile bu hastalıklı bilinçaltının yaratıcıları için korkutucu olabiliyor. Örneğin yapilan bir arastirmada incelenen toplam 190 kitapta kimyager sözcüğü 2, emekci sözcüğü 5, genetik sözcüğü 4 kere geçerken sultan 3505, imparator 2836, bakan 2547, polis 543, bomba 388 kere geçiyorsa burada dayatılanın ne olduğu çok açık değil mi? Bilimi öğrettiğini iddia eden ders kitaplarında dini liderlerin adlarının evrim kuramını yaratan Darwin´in, mikrobiyolojinin babası sayılan Robert Koch´un, antibiyotiği keşfeden Fleming´in, Picasso´nun, Mozart´ın, Kepler´in, Marx´ın, Pasteur´un isimlerinin toplamından kat kat fazlaca zikredilmesi nasıl bir bilim anlayışıdır?

Asıl sorun eğitimle verilen kapsam ve kişilik gelişimi sorunudur. Bu nedenle, evrim konusunda da yaşanan muhafazakarlaşmanın algılandığı zemin ideolojik olmalıdır.

Bütünlüklü bir mücadele


Önce insan ve onun yaşamının diğer bireylerle kesiştiği alanda yaratılan toplumsallık vardır. Varolan insan kendi özünü yaratır ve toplumsal kimlikler de bu özlerin konsensuslarıdır. Oysa yaratılışçıların benimsetmeye çalıştıkları ise bunun tam tersidir. İnsan, kutsal bir güç tarafından olduğu gibi yaratılmış ve doğanın diğer tüm unsurları da insanın emrine verilmiştir. İnsanın görevi ise yaratılmasının diyeti olarak ibadet ve itaat etmektir. Yani insanın varoluşunun evrende somut bir gerçek olarak bulunmasından çok, aslında sonradan kendi yarattığı özünün bir sonucu olduğunu savunan bir görüşün, canlıların oluşumunun, uzun tarih dönemlerindeki gelişiminin ve zamanla değişip doğa ile karmaşık bir uyum içine girmesinin mekanik ve bilimsel temellerini akılcı bir yolla ortaya koyan sağlam bir evrim teorisine dost olamayacağı en başından beri aşikardı.

Elbette sığ yaratılış tezlerine ve evrim teorisini, canlıların oluşum ve etkileşimlerini biyolojik açıdan inceleyeceği yerde içini boşaltıp toplumsal yaşamın genel olarak üretim ve siyaset koşullarında biçimlenen işleyişine uyarlamaya çalışarak, sosyal statü farklılıklarını doğanın içsel bir yasası gibi göstermeye çalışan sosyal Darwinizm`e karşı meydanı boş bırakmamak gerektiğini kabul etmekle beraber, evrimi bilim dışı savlarla çürüttüğünü sanan kendinden menkul çevrelerle tartışarak zaman ve enerji kaybetmek yerine, örülecek ortak bir mücadele zemininde bu sorunların iki kutbu arasındaki ana çelişkilerin üstesinden gelmeye çalışmanın kıymet-i harbiyesi daha fazladır. Çünkü bilimsel bir kavramla, bilimsel olmayan bir kavramı tartışamak felsefi olarak da yanlıştır. İnanç ve itaat, tabanında terimlerin çarpıtılmasını ve demagojiyi barındırır. Doğayı ve olayları, denenebilir temellerde açıklayan ve gerisiyle uğraşmayan bir metodik doğallığa karşı yaratılışçılık, sınırları belli olmayan ve denenemez kavramlarla saldırıdaysa; bilimsel gerçeklik ve deneysellik, bir zamanlar kutsal ve yüce yaratıcı tarafından oluşturulduğuna ve dolayısıyla anlaşılamayacağına inanılan maddenin yapısı, beynin işlevleri, çeşitli fizik kuramları vs. gibi olgular ve biyolojik kavramları istisnasız herkese nasıl kabul ettirdiyse, hiç şüphe yok ki evrim teorisini de kitlelere bu şekilde benimsetecektir.

Çünkü yaratılışçılığın, bu bilimsel çabaların düşünsel değerine kattığı hiçbir şey yoktur ve bu hegamonik çarpıtmanın farkını, yaşamın nesnelliğinde yaratılacak nitelikli kollektif akıl er ya da geç anlayacaktır. Şüphesiz, bu anlamlandırma süreci de toplumsallıkları içindeki bireylerin kendi varoluş ilişkilerini özgürleştirmenin yollarını arayan sosyopolitik mücadelelerden bağımsız düşünülemez. Ne de olsa bilim felsefeyle başlayıp sanat olarak biter, ve dünyayı güzelliğin devrimleri kurtaracaktır artık.
 


Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]rg

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome