Siyasal, Yargısal ve Teolojik Fetvalara Rağmen Cemevi Alevilerin İbadet Yeridir - Turan Eser

27 Temmuz 2012 Cuma

Yargıtay kendisi ulemanın yerine koyup bir Şeyhülislam gibi fetva kararları veremez. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın mevzuatına ve teolojisine sığınarak verilen karar, Aleviler açısından yok hükmündedir!


Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin “Cemevleri” hakkında verdiği karar ibret vericidir.  Kararın arkasında ise resmi görüşün ve statükonun korunduğuna dair devletin ve iktidarın politik tutumu vardır. Yargıtay’ın “Cemevi ibadet yeri değildir” kararı, teolojik bir fetvayı çağrıştırdığından dolayı, dinsel, siyasal ve yargısal vesayetin izlerini taşıyor.

Devletin ve statükonun bekçisi konumunda olan üçlü vesayet rejimi, siyaset, yargı ve diyanet eliyle sürdürülmektedir. 12 Eylül referandumunun tüm demokratikleşme yalanları, askeri vesayetin zayıflatılıp, yerine ulemanın ve cemaate dayalı yargı vesayetini güçlendirme hedefini gizleyemedi.  Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren Türkiye’de demokratikleşmenin önünde engel teşkil eden en önemli iki eksenlerden biri ittihatçıların üzerinde durduğu askeri ve milliyetçi zemin iken, diğeri ise siyasal İslamcı cemaatlere dayalı milliyetçilik zemindir. Bu iki zemin arasındaki çatışmanın mağdurları ise, resmi etnik ve resmi dinsel kimliğin dışında duranlardır.  Farklı etnik kimlik ve dinsel kimliklere yönelik ayrımcılık ve inkâr politikası, statükonun ideolojik kodlarını oluşturmaktadır.

Bu açıdan bakıldığından Türkiye’de demokratik bir değişim yoktur. İnanç özgürlüğünün engellenmesine, dini ayrımcılığın tırmandırılmasına ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine dair yaşanan somut gerçeklikler son dönemlerde giderek artmakta olan toplumsal kutuplaşmalara hizmet etmektedir. Devlet ve iktidar eliyle toplumsal huzuru ve barışı sağlamakla yükümlüdür ve buna uygun siyaset üretmek zorundadır. Oysa AKP iktidarı, yargı, siyaset ve diyanet üzerinden toplumsal huzuru ve barışı engelliyor. Hükümet farklı inanç topluluklarına karşı ayrımcılık uygulayan politikanın merkezinde olunca,  Yargıtay’da “Cemevi kararını” bu açıdan hukuksal olmaktan çok, ideolojik bir karar vermeyi tercih ediyor.

Yargının Hukuksal Fetvası, İnanç ve Örgütlenme Özgürlüğünü Yasaklıyor
Cemevi açılmasına dair aynı davada hukuksal karar vermek yerine, kendini bir Ulema yerine koyan Ankara Cumhuriyet Savcısı Ali Özdemir, geçen sene "Alevilik din değildir. Cemevi de ibadethane değildir" diyerek kendince yargı gücüne sığınarak teolojik fetva verdi.  Yargıtay 7. Hukuk Dairesi ise benzer geleneği sürdürerek “cami ve mescit dışında ibadethane kabul edilmez”, “Cemevi ibadet yeri değildir”, “İbadet yeri açmak isteyen Diyanet’ten izin alsın” diye hukuksal karar yerine, teolojik fetva veriyor. Yargının hukuksal olamayan teolojik fetvası sadece inanç özgürlüğüne karşı vermekle kalmıyor, aynı zamanda Alevilerin örgütlenme özgürlüğüne de yasak getirerek,  “Çankaya Cemevi Yaptırma Derneği kapatılmasını” talep ediyor.

Türkiye cumhuriyetinin yargı sistemi, hukukun evrensel ilkeleri doğrultusunda inanç özgürlüğünü sağlamak yerine, devletin ve iktidarın Sünnileştirici politikaları lehine kararlar üretiyor. Alevi insanını inançsal açıdan ve özünden değiştirmek için yargının da bu iğrenç uygulama ve asimilasyon politikalarına alet edilmesi, tam bir ilkelliktir. Sünnileştirici politikalar ve fetvalarla tek bir mezhep inancını tüm toplumsal kesimlere ve ülkeye egemen kılmak ve bunu laikliğe, eşitliğe ve inanç özgürlüğüne aykırı ve karşı örgütlenmiş bir Diyanet kurumu üzerinden, üstelik diğer tüm inanç ve dinleri hiçe sayarak sürdürmek orta çağ politikasıdır. Demokratik, laik ve hukuk devleti, yurttaşlarının inancına yön vermez karışamaz, sadece inancını özgürce bir ortamda yasayabilmesi için eşit imkân ve haklar sunar.

Yargıtay'ın Kararı Anayasaya ve Uluslararası Sözleşmelere Aykırıdır
Yargıtay’ın “Cemevi kararı” ideolojik ve teolojiktir. Çünkü hukuksal tanımların ve ilkelerin ulusal ve evrensel açıdan ihlal edildiğini göstermektedir. Eğer, Anayasada yer aldığı üzere Türkiye “laik bir cumhuriyet” ise,  “egemenlik kayıtsız ve şartsız milletin” ise, “herkesin vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine“ sahip olduğu doğru ise, “ibadet, dini ayin ve törenlerin serbest olduğu “ ve “kimsenin ibadete, dinî âyin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamayacağı; dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamayacağı ve suçlanamayacağı” Anayasal bir hak ise, Yargıtay’ın “Cemevi kararı” hukuksal değil, resmi ideolojinin ve diyanet teolojisinin vesayet ürünüdür.

Yargı İradesini, Diyanetin Vesayetine Teslim Etmiş
Hukukun üstünlüğünü sağlamak ve korumak yargının işidir. Ne devlet, ne de Yargı sistemi belli bir inancı diğer inançlarda üstün ve ayrıcalıklı tutamaz, kollayamaz. Alevilik gibi farklı inançlara ve dinlere mensup vatandaşlarına kamu ve yargı önünde ayrımcılık yapamaz ve eşitlik haklarını ihlal edemez.
Yargıtay kendisi ulemanın yerine koyup bir Şeyhülislam gibi fetva kararları veremez. Yargıtay’ın dayanacağı mevzuat, Anayasadır. Hukukun evrensel ilkeleri ve Uluslar arası hukuk belgeleridir. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın mevzuatına ve teolojisine sığınarak verilen karar, Aleviler açısından YOK HÜKMÜNDEDİR!

Yargıtay’ın kararına rağmen, Aleviler cemevini ibadet yeri olarak kabul edecektir. Orada ibadet edecektir. Aleviler camiyi Sünni kardeşlerinin ibadet yeri olarak kabul edecektir. Bu nedenle Yargıtay hukuksal karar almak için iradesini, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın fetvalarına teslim etmemelidir. Aksi halde demokratik, laik, sosyal ve hukuk devletini koruyamaz ve savunmaz. Yargıtay “Cemevi kararı” ile Diyanet İşleri Başkanlığı mevzuatına, Diyanetin Alevilik ve Cemevi algısına göre karar vermesi, Yargıtay’ın iradesinin, Diyanetin Sünni-Hanefi inancına dayalı Vesayetine teslim edildiğini ortaya koymuştur.

Cemevi Alevilerin İbadet Yeri ve Türkiye’nin İnkâr Edilemez Gerçeğidir
Geçmişte ve kır koşullarında yaşamlarını sürdüren Aleviler, köylerinden en büyük oda ve mekânlarını Cemevi olarak kullanmıştır. Bugün ise kentleşme ve modern örgütlenmeyle birlikte, Türkiye’de 106 tanesi 1990 yılından inşa edilmiş olmak üzere toplam 598 tane resmi kayıtlı Cemevi vardır. Avrupa’da bu sayı 250 civarındadır. Alevi inancına sahip olanlar Cem’ini (ibadet), asırlardır ibadethane olarak bildikleri Cemevi’nde yapmıştır.  Tüm yasaklara, ayrımcılığa ve inkârlara rağmen Aleviler ibadetlerini cami’de değil, Cemevi’de sürdürmüştür.

Eğer bir ülkede egemen inanç olan Sünnilerin ibadet yeri olan camilerin sayısını ve kayıtlarını Diyanet İşleri Başkanlığı tutarken, farklı inançlara ait olan, kilise, cemevi, sinagog ve havra gibi ibadet yerlerinin sayılarını ve kayıtlarını Emniyet Müdürlüğü ve İç İşleri Bakanlığı tutuyorsa, bu ayrımcılığın bizzat kendisi, inanç özgürlüğünün yerini güvenlik konseptinin aldığını göstermektedir. Bu nedenle Yargıtay kararı bu boyutu da gözeten bir yerden karar aldığı, gözde uzak tutulmamalıdır.

Dolaysıyla gerek Yargıtay’ın, gerek TBMM’nin, gerekse Diyanet İşleri Başkanlığı’nın toplumsal Sünni-Hanefileştirme hedefi kapsamında, Alevileri zorla camiye sokma çabası, yersiz, boş bir hayaldir. Aynı zamanda laik hukuk devleti ilkesi ile vicdan, dini inanç ve kanaat özgürlüğüne aykırıdır.

Sonuç olarak, özgürlükçü laiklik ve inanç özgürlüğü için, Yargıtay’ın ve TBMM’nin hukukun üstünlüğünü sağlamak, inanç özgürlüğünün alanlarını genişletmek yerine, dinsel vesayetten kurtulması zorunludur.


Yazarlar:Turan Eser

Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome